TRY - Türk Lirası
EUR
17,8441
USD
18,4157
GBP
19,9967
CNY
2,5834
18.4 C
Ankara
19.7 C
İstanbul
24 C
İzmir
24 Eylül 2022, Cumartesi
Ana SayfaYazarlarSana geri dönmeye hakkım var mı Münevver?

Sana geri dönmeye hakkım var mı Münevver?

Züleyha Palo
Züleyha Palohttps://haberton.com/
Züleyha Palo 1983 Erzurum doğumlu, Kendinin farkına vardığından beri kitap okuyor Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Bölümü’nünden mezun oldu ve şuan öğretmenlik yapıyor.

Haftanın Öne Çıkanları

Ben Türkiye’nin en kuzeybatısında, Kırklareli’nde ilerlemiş yaşına ve bir o kadar da gururlu olmasına rağmen bir dilenci, Mert. Münevver’e döneceğim sözünü verip bir daha geri dönmeyen Mert.

Münevver’e mutlaka döneceğim deyip doktora için Amerika’ya gittikten sonra doktora tezimi “Bir Dilenci Kalbi” başlığı ile yazmıştım. Nerden bilirdim, ah nerden bilirdim günün birinde hayatlarını tez konusu yaptığım dilencilerden birisi olacağımı!  

Bu sokaklarda yıllardır kör bakan insanlar arasında gezinip duruyorum. Sağır olduklarına da zaten emin olduğum için hiç konuşmuyorum. Elimi açıp bakıyorum sadece, bakıyorum… Hepsinin acelesi var ve hepsi telaşlı. Yok, hayır, mahsustan yapmıyorlar; tedirgin ve güvensiz adımlar sokağında yürüyen isimsiz insanlar bunlar. Öykülerini merak etmiyor değilim, isimlerini de. Mesela az önce oldukça yüklü bir para verip aldırışsızca giden o beyefendi belki de bir holding başkanı. Mağrur sırıtışından belli ve konuşmadı bile.

Yok, konuşmaz, çoğusu konuşmaz. Konuşsalar tahtlarından inecekler sanki. Sessizliğim ve susmuşluğumdan hiçbiri kurtarmadı beni. Ama nerden bilsinler, nerden bilecekler ki tek bir cümle kurabileceğim hiç kimsem yok. Nereden nereye değil mi Mert? Haksızlığa uğradığımı hiç düşünmedim ve hiç sitem etmedim Tanrı’ya. Etse mi idim, belki Tanrı böyle bir yöneliş mi bekliyordu benden? Beni o zaman mı duyacaktı Tanrı, o zaman mı katına erişecekti sesim? Aşk olsun Tanrı’m yani sen de neden böyle yapıyorsun dediğimde mi duyacaktı beni? Eğer gecikmedi isem aşk olsun be Tanrı’m… Bu kadar bir yalnızlık, bu kadar bir tükeniş, bu kadar bir kaybediş, bu kadar bir köksüzlük; aşk olsun be Tanrı’m!

Her sabah sekizde köşedeki terziyle beraber güneşe selam veriyoruz. İşlerimiz yavaş yavaş başlıyor. Ben de alın teri dökmüyorum sanmayın, kalbimi ve gururumu dağıtıyor, açtığım ellerimden eksilmeye başlıyor, tükeniyorum. Gün ilerliyor, sokak adımlarla doluyor. Daha çok adım daha çok para. Ah daha çok utanç daha çok kırgınlık! Bazıları büyük laflar ediyor. Büyük harfli cümleler kuruyor! Git çalış be adam diyor. Oysa bilmiyorlar inancımı kaybettim.

Sana geri donmeye hakkim var mi munevver 1 - yazarlar - haberton
Sana geri dönmeye hakkım var mı münevver?

Elim ayağım yerinde, irice de yapılıyım, inancımı kaybettim bilmiyorlar, Münevver’i kaybettim! Anlatsam anlamazlar, dinlemezler ki zaten. Biz sokak dilencileri, bir ülkenin ve bir şehrin utancı biz sokak dilencileri, dahası bir dünyanın utancı biz sokak dilencileri en görmezlikten gelinen zavallı insanlarız. Bilmem belki çoğusu insan olduğumuzu bile düşünmüyor; kınayan, acıyan, aşağılayan bakışlar!

İki gün önce birimize bir araba çarptı. On beş yaşında bir genç, oracıkta ölüverdi çocuk. Cenaze namazı kılınmadı, dava da açılmadı, kimse bir hesap da sormadı; toprağa da gömülmeyecekti nerde ise! Toplandık kendi aramızda, bildiğimiz kadarı ile bir cenaze namazı kıldık ve sessizce defnettik bir çukura. Bazen ha bir eksik ha bir fazla derler ya; işte biz bu dünyanın ha bir eksik ha bir fazlasıyız, fazlayız…

Acaba ne zaman ve ne sebeple öleceğimi ve cesedimi kimin sahipleneceğini, kimin beni toprağa gömeceğini hiç düşünmedim değil. Acaba ölümün o kaçınılmaz anında, o son anda Münevver’i haberdar etmelerini, yanıma getirmelerini isteyecek miyim? İletişim Fakültesi Dekanı Münevver Aydın’ı buraya çağırın demeye hakkım var mı o son anımda? Bundan tam yirmi yıl önce Amerika’ya doktora yapmaya giderken İletişim Fakültesi’nin önünde yüzüne dağılan saçlarını düzeltmiş, ellerini sıkıca tutmuş gidiyorum ama döneceğim Münevver demiştim ona. Sana mutlaka yazacağım, mutlaka arayacağım, döneceğim Münevver demiştim.

O ikindi güneşi Münevver’in gözlerinde ışıldarken, lepiska saçları yüzüme doğru dalgalanırken döneceğim demiştim. Dönmedim. İmkânsızlıktan veya geçerli bir nedenden değil aptallığımdan dönmedim. Yıllar sonra bir mail gönderdim ona sana geri dönmeye hakkım var mı diye sorduğum; okudu mu acaba? Belki okumadı bile. İşte böyle şimdi Münevver’i izleye izleye, ondan bir haber daha alayım diye diye yaşlanıyorum sokaklarda.

Beni unutmayacağını biliyorum Mert demişti bana. Keşke senin dediğin gibi olsa idi Münevver! Amerika’nın heyecanlı ve ışıltılı hayatı ile sana da kendime de ihanet ettim. İletişim Fakültesi’nin önünde lepiska saçlarını düzelttiğim o ikindiyi, gözlerinde ışıldayan o ikindiyi unutabildim mi, hayır! Acaba ona sakla bunu, bu anımızın, bu coşkumuzun, paylaştığımız bu mavili zamanın delili olan bu tiyatro biletini sakla diyerek verdiğim, zamanın delili o kâğıt parçasını saklıyor mu hâlâ? Paylaştığımız o mavili zamanı sakladın mı Münevver?

Sana geri donmeye hakkim var mi munevver 2 - yazarlar - haberton
Ben türkiye’nin en kuzeybatısında, kırklareli’nde ilerlemiş yaşına ve bir o kadar da gururlu olmasına rağmen bir dilenci, mert. Münevver’e döneceğim sözünü verip bir daha geri dönmeyen mert.

İki ay önce onun yaşadığı şehirden göç edip geldim buraya, Kırklareli’ne. O şehri terk etmemi benden Münevver’in eşi istedi. Evet, Münevver’in eşini gördüm, Hakan’ı. Bir Cuma sabahı kalabalık bir cadde üzerinde el açmış dileniyordum. Bir adam bir miktar para bıraktı ellerime ancak buna rağmen geçip gitmedi. Sen osun dedi bana, tanıdım seni, sen osun. Ben yine konuşmadım, sustum; konuşmam ben dilenci olmayanlarla ama Hakan devam etti konuşmaya: Fotoğrafta gördüm seni osun sen, Mert, Münevver’in kalbinin sahibi! Ve nasıl olduğunu anlayamadan dilencilik hayatımın ilk ve tek cümlesini kurdum:

“Hâlâ mı?”

“Hâlâ!”

Eğdim başımı ve içimden aşk olsun be Mert dedim kendi kendime, aşk olsun! Hakan öfkeli değil ama ikaz eden bir ses tonuyla git buradan, her an ve her gün Münevver’i de beni de öldürmemek için git! Gittim ben de, Türkiye’nin en kuzeybatısına kadar geldim, nasılsa bize her yerde iş var. Ellerimiz yeter, bir de onları açmamıza yetecek kadar bir parça gurur ve gurursuzluk! Siz ey mağrur efendiler, hanımefendiler kör bakmayın, görün bizi yanımızdan geçerken; acıyan, aşağılayan, kınayan gözlerle değil utanan gözlerinizle görün bizi! Ve ben bir dilenci kalbi ile diyorum:

Kırkikindi yağmurları ıslatsın saçlarımı, gözlerimi yıkasın yakıcı güneş, yüzüm bulutların ellerine değsin, parmak uçlarımda buharlaşsın yaşamak! Mavi bürüsün her yanımı, gökyüzü kalbimi yoklasın gündüz ve gece; yıldız yıldız döküleyim gözlerimden, toprak ışıldasın ve ısıtsın kayıplarımızı. Kelimelerle uçup gitsin kederim; ah diyeyim, azalsın özlemim; önceyi anışım, şimdiyi tutamayışım, sonrayı hesap edemeyişim… Ah bu benim toy kalbim, anlama ve anlamsızlığa kelime arayan arsız ruhum, yıkılmış hayalim, yanıtsız kelime kırıntılarım, cümlelerde uzayan seslenişim; ah anadilim nerdesin?

Bereketli bir toprağın cömert kalbi, okyanusun en derin birikintisi, boşluğun sessiz acımasızlığı, yok oluşun iz bırakan kederi, izlerin hınzır sırıtışı beni alın bu kayboluşun ellerinden; ölümsüzlüğü öğretin biraz azar azar eskirken ömürlerimiz. Yok olurken de olmak izlerde!.. Adımladım geçen gün zihnimin sokaklarını. Kalbime kalbime yürüme ey önce, ey anı, ey geçmiş zaman sokakları! İçerisinden çıkamadığım sancılı düşünüş sınırsız bir özgürlük armağan et ruhuma.

Acımaktan, acınmaktan hoşlanmam, acıtmamayı öğret bizlere Sevgili Tanrı’m. Ne kadar inandı isek sonsuzluğuna, gücünün her şeye yeter oluşuna ne kadar inandı isek o kadar ödüllendir bizi! Bir de belki sen affedeceksin beni bunu bilemem fakat Münevver’in de kalbine beni affedebileceği o duyguyu gönder! Bağışlayacak mı bunu hiç bilemeyeceğim ama gönder o duyguyu Münevver’in kalbine ki ölürken tertemiz öleyim!

Çok Okunan Kategoriler

Güncel Haberler