Sahada cesaretin kadar ayakta durursun!

Author: Nur Orhan

Published:

Last Modified:

Üniversite gazeteciliği bir çerçevedir, etik pusuladır. Ancak gerçek gazetecilik sahada öğrenilir.

Üniversite Sıralarından Sokak Röportajlarına: Gazetecilikte Hayal ve Hakikat Arasında Kaldık!
Gazetecilik… Üniversitede anlatılınca kulağa bir rüya gibi gelir. Haber yazım teknikleri, etik kurallar, kaynak doğrulama, 5N1K’nın kutsallığı… Akademik bir ciddiyetle, sanki her haber editör masasından güleryüzle karşılanacak, sansürsüz yayına alınacak gibi bir tablo çizilir. Ama sonra mezun olunur ve hayat sana “mikrofonu al da çık sokağa” der. İşte o an gerçek gazetecilik başlar.

1. Üniversite: “Basın özgürlüğü temel bir haktır.”

Saha: “Kamera kapat, çekme!”

Üniversitede öğretilen ders kitapları, basın özgürlüğünü Anayasa’nın altın harflerle yazdığı bir hak olarak tanımlar. Saha ise bu özgürlüğü bazen “emniyet şeridinin dışında kal” diye bağıran bir polis megafonu, bazen de kameranı gören bir vatandaşın “beni yayınlarsan seni mahkemeye veririm” tehdidi olarak karşına çıkar.

Basın özgürlüğü teoride var, pratikte çoğu zaman parmak ucunda yürünmesi gereken bir ip.

2. Üniversite: “Doğruluk ve tarafsızlık gazetecinin pusulasıdır.”

Saha: “Abla, bizim mahalle hakkında güzel şeyler yazarsan röportajı veririz.”

Tarafsız kalmak idealdir ama sahada “kime yaranmamalıyım?” sorusu devreye girer. Bir yanda haberi vermek isteyen halk, öte yanda “bu haberi yaparsan ilanları keseriz” diyen kurumlar. Tarafsız olmak, bazen iki ateş arasında kalmak demektir. Gerçekler uğruna tarafların tepkisini göze almak da bu işin bedelidir.

3. Üniversite: “Kaynak kullanmadan haber yazılmaz.”

Saha: “Kaynak mı? İsimsiz yaz, beni karıştırma.”

Akademik dünyada kaynak göstermek neredeyse ayin gibidir. Ama sahada çoğu kaynak ya konuşmak istemez ya da “beni yazma ama yaz” der. Bir gazeteci için en zor anlardan biridir: doğru bilgiyi almak ama kaynağını korumak.

4. Üniversite: “Haber peşinde koşmak tutku ister.”

Saha: Tutku tamam da, bazen çamura bata çıka, bazen plastik mermiye kaça kaça…

Gazetecilik sahada sadece tutku değil; kondisyon da ister. Yağmurda miting, 40 derece sıcakta sokak röportajı, gece yarısı yangın haberi, üzerine bir de canlı yayın derken; gazetecilik adeta maraton koşusuna döner. Üniversitede sabahlara kadar haber metni yazmakla övünen öğrenci, sahada ilk 24 saatlik nöbetten sonra “keşke haber kurmacaymış” diyebilir.

5. Üniversite: “Basın, halkın gözü kulağıdır.”

Saha: Ama bazen halk gözünü kaçırır, kulağını kapatır.

Halkın haber alma hakkı kutsaldır. Ama halk her zaman kameraya konuşmak istemez, bazen haberciden kaçar, bazen de “siz de hep kötü haber yapıyorsunuz” diye sitem eder. Oysa gazeteci ne havayı iyi yapabilir, ne yolları düzleştirebilir. Sadece olanı gösterir. Gösterdiği için de eleştiriyi en çok o alır.

Sonuç:

Üniversite gazeteciliği bir çerçevedir, etik pusuladır. Ancak gerçek gazetecilik sahada öğrenilir. Her sorunun cevabının kitapta yazmadığı, her haberin yayınlanmadığı, her doğrunun kabul görmediği bir dünyadır saha.

Ve belki de en acıklısı: Basın özgürlüğünün sınırlarını çoğu zaman gazetecinin cesareti belirler.
Yani sevgili genç gazeteciler, mezun olup sahaya indiğinizde şaşırmayın. Üniversitede öğrendikleriniz, cebinizdeki ilk yardım çantasıdır. Ama sahada asıl hayatta kalma beceriniz; hızlı düşünüp, doğruyu savunup, yeri geldiğinde sadece kendinizi değil, gerçeği de korumanızdır.