Rektörlük kapısı mı, güneşli bahçe mi?
Author: Ramazan Suçek
Published:
Last Modified:
Ankara Üniversitesi (AÜ), üzerinde gri bir takım elbise, koltuğunun altında “Anayasa Hukuku” kitabı, elinde bir Ankara simidiyle masaya “tık” diye oturur. Karşısında İstanbul Üniversitesi (İÜ); sırtında asırlık bir cübbe, elinde bir tesbih, Beyazıt’ın o meşhur kapısından süzülerek gelir.
1. Perde: Ankara’nın “Mülkiyeli” Girişi
AÜ: “Bak hele İstanbul efendi! Öyle cübbeni savura savura gelip ‘Ben en eskiyim’ diye kasılma hemen. Sen imparatorluk yıkılırken saray koridorlarında fısıldaşıyordun, ben burada Cebeci’de, ‘La vatan elden gidiyor!’ deyip Cumhuriyet’in temeline harç atanların mektebiyim. Benim Siyasal’ımdan çıkanlar devlet yönetiyor, senin oradan çıkanlar hala ‘Şu kapının estetiğine bak’ diye fotoğraf çekiniyor. Sen vitrinsin bebe, ben ise bu devletin mutfağıyım, anladın mı la?”
2. Perde: İstanbul’un “Asırlık” Ayarı
İÜ: (Gözlüğünü düzeltir, derin bir iç çeker) “Yahu azizim, yine o ‘Bebe’ hitabı… Evladım, ben 1453’ten beri ilim dağıtıyorum. Fatih Sultan Mehmed Han’ın nefesi var benim koridorlarımda. Siz daha ‘bozkırın ortasında bir bina dikelim’ derken, ben Cihan Devleti’nin ulemasını yetiştiriyordum. Sizin o Cebeci’nin ayazında titreyen talebeleriniz, benim Beyazıt Bahçesi’ndeki o çınarların gölgesinde ancak nefes alabilir. Tarih bende başlar, nizam bende biter efendim.”
3. Perde: “Akıl” ve “Racon” Çatışması
AÜ: “La ne tarihi? Tarih dediğin tozlu raf olur, biz burada canlı canlı tarih yazdık! Mülkiye’yi kurduk, Hukuk’u kurduk; memlekette kimin başı sıkışsa ‘Aman Ankara Hukuk ne diyor?’ diye bize bakıyor. Senin o meşhur kapından girenlerin yarısı turist, benim Cebeci’nin kapısından girenlerin yarısı bakan, yarısı da ‘vatan millet’ sevdalısı. Sen ‘Eski’sin diye hürmet görürsün ama ben ‘Can’ olduğum için devlet yönetirim. Bizim kantinde dönen muhabbetle senin kütüphanendeki bin tane kitabı yakarlar la!”
İÜ: (Hafifçe gülümser) “Evladım, ‘Devlet yönetmek’ diyorsunuz da, o devleti kuran ‘akıl’ da bizim medreselerimizden tevarüs etmedi mi? Sizin o akademik ‘hırsınız’, benim asırlık ‘tecrübem’ karşısında ancak bir çıraklık eseridir. Lakin kabul buyurunuz; siz Cumhuriyet’in kılıcıysanız, ben o kılıcı tutan bileğim. Ama rica ederim, şu ‘La’ ekini tezlerinizden uzak tutunuz, akademik literatürde pek şık durmuyor.”
4. Perde: Ortak Payda (Atatürk’ün Işığında)
AÜ: “Bak hele, lafı yine şıklığa getirdin. Tamam, sen pırlantasın ama ben de o pırlantayı koruyan çelik zırhım! En sonunda ikimiz de o ‘Mavi Gözlü Dev’in çizdiği yolda yürümüyor muyuz? Sen Beyazıt’ta meşaleyi yak, ben Cebeci’de o ateşi söndürtmeyeyim. Ama unutma; Ankara’nın ayazı adamı ‘profesör’ yapmaz, ‘adam’ yapar la!”