Psikolog Gül Yaren Şahin ile psikolojiye dair
Author: Çağdaş Özgül
Published:
Last Modified:
Haberton.com ‘da bugün röportaj konuğumuz Uzman Psikolog Gül Yaren Şahin.
Şehrinizden yani Adana’dan ünlü psikologlar çıktı. Sizin rol model aldığınız
isimler var mı?
Elbette var. Benim için çok özel bir yeri olan isim, hocam ve aynı zamanda bir
psikiyatrist olan Prof. Dr. Şükrü Uğuz. Kendisi yalnızca mesleki anlamda değil, hayata bakışı, etik duruşu ve insan ilişkilerindeki yaklaşımıyla da benim için her zaman bir rol model oldu. Mesleki yolculuğumda olduğu kadar, insan olarak da örnek aldığım çok kıymetli bir isim.
Sizin bir psikolog olarak Psikoloji alanında daha fazla yoğunlaştığınız bir konu veya hastalık var mı? Yoksa genel olarak tüm alanlara dair danışmanlık mı yapıyorsunuz?
Psikolojinin çok geniş bir alan olduğunu düşünüyorum, bu yüzden her alanda çalışmayıdoğru bulmuyorum. Yetişkin bireyler ve çiftlerle; kaygı bozuklukları, travma ve ilişki sorunları üzerine çalışıyorum. Çalışmalarımda bağlanma yaralanmaları ve duygusal toparlanma süreçleri özellikle odaklandığım başlıklar arasında.
Son yıllarda özellikle dizi sektöründe bir psikoloji dalgası var. Psikologların çıkardığı hikayeler izleniyor. Yalı Çapkını, Doğduğun Ev Kaderindir gibi. Siz takip ediyor musunuz? Ve bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ara ara izliyorum. Psikolojinin dizilerde bu kadar görünür olması bence olumlu; çünkü
insanlar artık duygularını, çocukluklarını ve ilişkilerini daha çok konuşur hâle geldi. Öte
yandan diziler dramatik olduğu için bazı psikolojik kavramlar fazlasıyla keskin ya da tek bir nedene indirgenmiş şekilde sunulabiliyor. Bu noktada izleyicinin eleştirel bir gözle izlemesi önemli.

Gelecekte bir psikolog olarak hayaliniz var mı? Zirve olarak tarif ettiğiniz bir yer?
Uzun vadede hem klinik alanda derinleştiğim hem de psikolojiyi daha ulaşılabilir hâle getirebildiğim bir yerde olmayı hayal ediyorum. Psikolojinin yalnızca terapi odasında değil, gündelik hayatın içinde de konuşulabilen, anlaşılabilen bir alan olmasını önemsiyorum. Bu nedenle üretmeye, anlatmaya ve paylaşmaya devam edebildiğim bir mesleki yol benim için çok kıymetli. Bunu tek bir “zirve” olarak değil, gelişmeye ve öğrenmeye açık, devam eden bir yolculuk olarak görüyorum.
Farkındalık kazanmak neden tek başına yeterli olmuyor?
Farkındalık, değişimin ilk ve çok önemli adımıdır ama tek başına yeterli değildir. Hatta klinik pratiğimde en çok zorlandığım danışan gruplarından biri, farkındalığı ve içgörüsü çok yüksek olan kişiler oluyor. Ne yaşadıklarını, neden zorlandıklarını, hatta geçmişle bağlantılarını çok iyi görebiliyorlar; ancak bu bilgi duygusal ve davranışsal değişime her zaman eşlik etmiyor. Çünkü birçok tepki, özellikle kaygı ve ilişkilerle ilgili olanlar, yıllar içinde öğrenilmiş ve bedensel olarak da yerleşmiş kalıplar. Değişim; farkındalığın yanı sıra deneyim, tekrar ve duygusal temas gerektiriyor. Yani farkındalık kapıyı aralıyor, asıl dönüşüm ise o kapının içinden geçmeye cesaret etmekle mümkün oluyor.
Bir sorunun “geçici” değil de profesyonel destek gerektirdiğini nasıl ayırt ederiz?
Her yaşanan zorlanma için hemen profesyonel destek almak gerekmez; hayat zaten iniş çıkışlarla dolu. Ancak eğer uzun süredir aynı problemle uğraşıyorsanız ve bu durum günlük hayatınızı etkilemeye başladıysa; işinize, ilişkilerinize, uykunuza ya da genel iyi oluşunuza yansıyorsa, bunu geçici bir durum olarak görmek zorlaşır. Aynı sorunların tekrar tekrar yaşanması ve kendi başınıza çözmeye çalıştıkça daha da yorulduğunuzu hissetmeniz de önemli bir işarettir. Bu noktada profesyonel destek alınmasını öneririm.