Onaylanma içgüdüsü: Alkışlar için yaşama

Author: Hazal Kılınç

Published:

Last Modified:

Hayatta attığımız adımların kaç tanesi gerçekten kendi seçimimiz? Kaç tanesi başkalarının gözünde doğru görünme çabasının bir ürünü? Derinlere baktığımızda, birçoğumuzun hayatını şekillendiren güçlü bir içgüdü buluruz: onaylanma isteği.

Bu içgüdü, insan olmanın doğal bir parçasıdır. Evrimsel açıdan düşündüğümüzde, bir gruba ait olma ve başkalarının onayını kazanma, hayatta kalmamız için kritikti. Ancak modern dünyada bu içgüdü, çoğu zaman bizi kendimizden uzaklaştıran bir tuzak haline gelebiliyor.

Bugün sosyal medya, bu ihtiyacı adeta körüklüyor. Bir gönderiyi paylaşmadan önce kaç kişi beğenir diye düşünüyoruz. Yaptığımız işler, kurduğumuz ilişkiler ve hatta hayallerimiz bile başkalarının ne düşüneceğiyle şekilleniyor. Fakat şunu sormanın zamanı gelmedi mi? Onaylanma çabası, bizim gerçek benliğimizin sesini bastırıyor olabilir mi?

Kendi değerimizi, başkalarının takdirinde değil de kendi içimizde bulabilmek, bir devrim yaratır. Bu, toplumdan kopmak değil; tam aksine, kendimize bağlı kalarak topluma gerçek bir katkı sunabilmektir. Çünkü başkalarının onayı geçicidir, değişkendir. Ancak kendi doğrularınıza yaslanarak yaşamak, kalıcı bir tatmin sağlar.

Peki, ne yapmalı? Her kararın öncesinde durup şu soruyu sormakla başlayabiliriz: Bu benim istediğim bir şey mi, yoksa başkalarının beni nasıl göreceğiyle mi ilgili? Bu soruya dürüstçe yanıt verdiğinizde, hayatınızda gerçek bir değişim başlatabilirsiniz.

Unutmayın, başkalarının sizi onaylaması güzel bir his olabilir. Ama asıl önemli olan, kendi hikayenizi yazmak ve bu hikayede başrolü başkalarının onayına değil, kendi değerlerinize vermektir. Kendi gözlerinizde değerli olduğunuz bir hayat, gerçekten özgür bir hayat olacaktır. Başta kendimizi onaylamayı fark edelim.