16 C
Ankara
21.5 C
İstanbul
23 C
İzmir
Cuma, Haziran 25, 2021
Diğer
    Ana SayfaYazarlarMutluluk için ne kadar çok 'Az' gerek oysa

    Mutluluk için ne kadar çok ‘Az’ gerek oysa

    Avatar of kadir kemal behar
    Kadir Kemal Beharhttps://haberton.com
    1996 yılında Trabzon’lu bir ailenin son çocuğu olarak dünyaya geldim. Küçük yaşlarımda başlayan kitaplara ve edebiyata olan ilgisi, zamanla kendisini yazmaya teşvik etti. Önceleri şiir ile başlayan yazı deneyimlerime daha sonradan deneme yazıları, araştırma metinleri ve öykü çalışmaları da dahil olmuştur.

    Son Dakika Haberleri

    Sokrates’in öğrencisi, düşünce tarihinin devrimcisi ve Academia’nın kurucu olan Platon (Eflatun), yaklaşık 2500 yıl evvel: “Az şeye ihtiyaç duymaktır zenginlik” demiş.

    Bundan 2500 yıl öncesine ait bir sofistin bu sözü söylemesinde elbette derin bir anlam aramak gerekir. Bu konunun temeli, yapı taşı tam anlamıyla doyumsuzluk, tamahkar olamamaktır. Çünkü insan istedikçe arzular ve arzuladıkça sahip olur. Bu değişmeyen ve hatta zamanla arzuların şiddetlenmesini sağlayan bir döngüdür. Zira hayatımızın birçok alanından yola çıkarak bunun doğruluğunu tasdiklemek oldukça kolaydır.

    O halde insan kazanım dürtüsünden ziyade bir şeylere sahip olma dürtüsü ile devam ettikçe bunun önünü alamaz ve her bir sahip olma dürtüsü bu insanı bir üst arzulamaya teşvik eder. Bu elbette dezavantajı çok olan bir durum gibi gözükse de avantajı olduğu konular da yadsınamaz. İstikrar, azim ve hırs gibi insancıl özellikler avantaj sağladığı konulardır. Hayatta doygunluk canlılara verilmiş olan bir dürtüdür. Fakat canlının doygunluk dürtüsünü hissetmesi için, daha doğrusu bu dürtüye sahip olduğunu anlaması için, çok fazla şeye değil, şeye ihtiyaç duyduğu kadar sahip olması gerekir. Bunu bir nevi minimalist bir yaşam olarak görebiliriz.

    Kısaca çok şeye sahip olarak değil de az şeye ihtiyaç duyarak hayatımızı idame ettirmeye gayret edersek, bir yandan da irademizi de buna paralel bir şekilde terbiye etme yoluna girmiş sayılabiliriz. Parasal anlamda insan elbette daima fazlasını ister ve bu fazlayı elde etse dahi burada durmak istemez.

    Fazladan sonra daha fazla gelir ve bunun da fazlası olacaktır. Biraz önce bahsettiğimiz döngüye girmiş olacaktır. Nitekim bu da tatminsizlik ve doyumsuzluk birlikte şüphesiz mutsuzluğu da beraberinde getirecektir. Oysa optimum bir seviye belirleyen insan, belirlediği bu optimum para/eşya/istek (bunları bir bütün olarak almalıyız) ile standart bir ölçüde hareket eder, tatmin olur ve nihai olarak iradenin asla doymayacağı o mükemmel doyumsuzluk dürtüsüne kapılmaz. Burada atalarımızın sözü çağırışım yapabilir.

    Ayağını yorganına göre uzat meşhur bir atasözü olmakla beraber biraz da bu bahsettiğimiz optimum seviyeyi anlamamıza yardımcı olabilir. Tarih boyunca savaşlarda, taht kavgalarında, imparatorluklarda ve nicelerinde bu dürtü ile beraber çok üst pozisyonlarda boy gösteren insanlar olduysa da bir süre sonra bu dürtü sebebi ile ya canlarından olmuşlardır ya da maddi ve manevi çöküntü içine girmişlerdir.

    Çünkü kazanan bir insan daha fazla kazanmak ister. Daha fazla kazanan insan, iradesine belli bir noktadan sonra sahip olamadığı için artık tatmin olmaz ve tatmin olmak için zihnen ve bedenen kendisini yıpratarak bahsetmiş olduğumuz elde etmek, daha fazlasını istemek ve daha çok kazanım dürtüsü içine girer. Bu minvalde süregiden bir hayat tabii ki mutlu olmakta zorluk çekecektir.

    Mutlu olmanın yegâne şartı kabulleniş ve doyumdur. Her şeye sahip olan bir insan artık somut bir sahiplik içgüdüsünden çıkacaktır ve bununla birlikte soyut isteklere, üst tutkulara hatta mefhumlara kapılacak, bunları arzu edecek ve bu yolda belki de önüne çıkan her şeyi ezip geçecektir.

    Zira bu tutuma girmiş bir bireyin hayattan spesifik bir beklentisi olmasını beklemek saçmalık olacaktır. Hayvanlar bu bakıma oldukça iyi bir örnek verilebilir. Çünkü onlar içgüdüsel yaşasalar bile örnek olmalarına engel değildir. Amaçları elbette bizim kadar komplike olmasalar da nitelik bakımından temelde aynıdır. Yani hayatta kalmak. Biz hayatta kalmayı sanki biraz farklı algılamış gibiyiz. Onlar, yedikten ve sindirimlerini tamamladıktan sonra mutludur ve artık bir daha ki acıkma sürecine kadar ihtiyaçları olan şeye yani uykuya yönelirler.

    Bu temeli göz önüne alan bir insan, bunu aynı zamanda hayatına aksettirirse gerek maddi doygunluk gerekse irade bakımında birçok şeye karşı tatmin olma dürtüsü kazanacaktır. Bu doğrultuda hareket ettiğini varsayarsak minimalize edilmiş bir yaşam ile birlikte çok şeye sahip olmak istemeyecek, kısaca az şeye ihtiyaç duyacaktır. Var olan optimum maddiyat seviyesine ulaşacak, hayatını belirlediği optimum kıstaslar çerçevesinde idame ettirecektir.

    Elbette tamamen sosyallikten kopuk olarak kalmayacaktır. Hedonizm ile çevrili bir kapital düzen içerisinde büsbütün kabuğuna çekilip asosyal bir ömür yaşamak pek mümkün değildir. Sosyalliğini de yaşayacaktır, o da optimum düzeyde olacaktır. Bu minvalde bu kişinin mutlu olması mutsuz olmasından çok daha kolaydır. Bu minvalde söylenebilir ki;

    Para araç olmalı, amaç değil.

    Haber Bültenimize Abone Ol

    En son haberler, teklifler ve özel duyurulardan haberdar olmak için.

    Çok Okunan Kategoriler

    Güncel Haberler