Mogan’ın ördekleri mi? Mamak’ın yürekleri mi? Bir başkent paradoksu
Author: Ramazan Suçek
Published:
Last Modified:
Ankara öyle bir simülasyondur ki; Gölbaşı’na gittiğinizde kendinizi bir sahil kasabasında sanırsınız, ama dönüş yolunda Mamak tabelasını gördüğünüzde gerçek hayatın o sert “asfalt” kokusu ciğerinize dolar.
1. Perde: Gölbaşı’nın “Sosyetik” EdasıGölbaşı, elinde oltası, arkasında Mogan Gölü’nün serinliğiyle bıyık altından güler: “La Mamak… Bak şu suya bak, şu yeşilliğe bak! Ben Ankara’nın nefesiyim be bebe. Millet hafta sonu benim buralara gelip mangalın dumanına, gölün havasına para bayılıyor. Sen hala o dik yokuşların, o daracık sokakların arasında ‘Bugün hangi su kesilecek?’ diye dert yanıyorsun. Benim buralar vizyon, benim buralar sayfiye!”
2. Perde: Mamak’ın “Mert” AyarıMamak, o meşhur Şafaktepe yokuşundan aşağıya doğru tükürüp tesbihini şaklatır: “La gardaş, bana bak… Sen oraya üç-beş tane su birikintisi buldun diye kendini Venedik mi sandın? O gölün ördekleri bile kışın ayazı yedi mi, ‘Aman Mamaklı abilerimiz bize ekmek atar mı?’ diye bizim buradaki çöplüğün sıcaklığına kaçıyor. Sen hafta sonu misafirisin, ben bu şehrin öz evladıyım! Senin oradaki mangal dumanı sosyeteye kokar, benim buradaki dert dumanı ise adama dokunur be koçum!”
3. Perde: “Konut” ve “Vadi” DiplomasisiGölbaşı hafifçe gerinir: “Yahu Mamak, bende villalar var, üniversiteler var, teknokentler var diyorum; sen hala ‘çöplük’ diyorsun. Benim buralarda bilim konuşuluyor, senin oralarda hala ’06’ plakalı Şahinlerin egzoz sesi yankılanıyor.”Mamak yapıştırır cevabı: “La o üniversitede okuyan bebelerin yarısı benim mahalledeki gecekondulardan çıkma, zeka küpü bebeler! Senin o villalarında oturanlar, akşam oldu mu ‘Aman bir olay çıkmasın’ diye kapısını üç kere kilitlerken; ben kapının önüne tabureyi atıp, tanımadığım adama ‘Gel bir çay iç’ diyorum. Sen vitrinsin, ben ise o vitrini ayakta tutan dürüstlüğüm. Senin gölün kurur ama Mamaklı’nın bu vatan sevdası, bu dik duruşu kurumaz la!”
ANKARA’NIN İKİ UCU
Neticede; Gölbaşı Ankara’nın “dinlenme tesisidir”, hayalleridir; Mamak ise bu şehrin “gerçek yüzü”, mücadele alanıdır. Gölbaşı’nda göle karşı çay içer hayal kurarsınız, Mamak’ta o dik yokuşları çıkarken hayatın ne kadar zor ama onurlu olduğunu anlarsınız. Ankara’yı Ankara yapan da budur: Bir yanımız Gölbaşı gibi huzur arar, diğer yanımız Mamak gibi o hayatın tozunu yutsa da “Vatan sağ olsun” der.