Kırılmış kanatların
Author: Betül Fırat
Published:
Last Modified:
Üzerimde anlaşılamamanın verdiği huzursuzluk, anlayışı kendi kadar bir güruh…
İnsan neyden mi yorulur? En çok da anlaşılmamaktan yorulurmuş. Kalbi yorulurmuş, mesela sessiz çığlıklara sağır kulaklar arasında kalbi tükenirmiş insanın. Mesela aklının yetim kaldığı yerde tamamlanamamak çok yorarmış insanı. Hiç insan hapishanesinde kaldınız mı? Derdinizi söyleyemediğiniz, söyleseniz de sığ beyinlerde kaybolduğunuz oldu mu mesela? En zoru da orada mahsur kalmaktır ya…
Kendi yolunuzda giderken dikenlere rastlamışımsınızdır mutlaka. Siz dikenleri gördünüz, yalınayak gelsin insanlar size aynı yoldan, işte kanamak kanatmak nedir o zaman öğrenir. Siz çiçekler ektiniz halbuki kaldırım kenarlarına, yolda ezilmesinler ama geçenleri de renklendirsinler diye. Dikenler yoruyor işte insanı. Üstelik de çiçekleriniz de ezilmiş oluyor… Ne dikildiği yere ne dikene iyi geldi…
Siz insanların testisinin içinde ne var diye merak etmezken, insanların sizin bir kaşık suyunuzu merak etmesi mesela yorar… Sonra da bir kaşık suda nasıl boğuldun diye suçlarlar utanmadan, sıkılmadan insanı. Ya işte su akar sel olur, herkes boğulur… Aynı sizin nefes alamamanız gibi soluk alacak yerleri kalmaz. Yorar insanı.
Günlük güneşlik havada yağmur bulutu ile gezmek de yorar insanı. Dolmuş için dışın ama yapamıyorsun ya öyle bir yük dünyada. Her bulut yağmaz elbet. Kimi gelir güneşini kapatır, kimi gelir içini karartır. Senin bulutun sana yetiyordur anlamazlar… Sen gün yüzü görme zaten, diye kasvetleri ile soldururlar seni. Kanın çekilmiş, içinden ruhun çekilmiş önemli değildir. Bulutlar görevini tamamlar ve senden geriye bir şey kalmadığında giderler… Yorgunluğun artık bitkinliğe, bitkinliğin hayata tutunuşuna kadar sirayet eder… İliklerine kadar uyuşur uzuvların, kalkmaz kolun, adım bile atamazsın… Yorgunluk nedir anlarsın.
Diyorum ya işte. Bazen anlamazlar aklının, kalbinin, ruhunun yorgunluğunu. Belki de anlamak istemezler, bilemezsin. Kiminin hoşuna gider senin gardını, tahtını düşürmek. Senin canın, kanınla besleniyordur… Zaten kastını da çözemezsin. Akıp gidiyordum kendi yolumda, besleyerek pınarlarımı; neden yordunuz beni de diyemezsin.
Ben zaten yorgundum, varlığımın şu alemi işgal ettiği günden beri yorgunum da diyemezsin. Dur bakalım, bu daha bir şey değil. Daha neler göreceksin. Daha ip dolanacak boynuna, daha gözlerinin feri sönecek, daha dur. Biz ne zaman dersek o zaman alırsın nefes diyecekler bir de. Senin çoktan öldüğünü fark etmeden…
Yorgunsun, kırılmış kanatların…