Kılıcıyla konuşan sessiz bir nefer; Muğlu bey
Author: Ömer Kırlı
Published:
Last Modified:
Muğla’nın adı bugün dillerde bir hoş seda gibi dönse de, aslı o sarp dağların bağrına atılmış en sert düğümdür. Ben araştırmalarımda tozlu sayfaları karıştırırken, karşıma çıkan o hakikat aslında bir kelime oyunu değil, bir karakter meselesidir.
SULTAN’IN EGE’YE VURDUĞU TÜRK DAMGASI
Selçuklu hükümdarı Kılıçarslan, Anadolu’nun tapusunu eline aldığında, Ege’nin o aşılmaz görünen yamaçlarına, denize nazır o sarp kalelere baktı. Orası o vakitler sadece Bizans’ın kibriydi. Sultan, Türklüğün damgasını o kıyılara vurmak için en güvendiği neferini, Muğlu Bey’i işaret etti.
KILICIYLA KONUŞAN SESSİZ BİR NEFER
Komutan Muğlu Bey, öyle uzun nutuklar çeken, saraylarda boy gösterenlerden değildi. O, susarak yol alan, kılıcıyla konuşanlardandı. Emri aldığında, teknoloji yoktu, yol yoktu; sadece atının dermanı ve Sultan’ına olan sadakati vardı. Mabolla kalesinin o devasa surlarına baktığında, rüzgarın yönüne göre eğilenlerin aksine, o başını bir kez bile öne eğmedi. Hiç konuşmadı Muğlu Bey… Sadece yürüdü. Atının nalları o sarp kayalıklarda erirken, attığı her adımda Türklüğün mührünü o toprağa kazıdı. Kimsenin “geçilmez” dediği o uçurumlardan bir sessizlik abidesi gibi geçti. O sarp yamaçlara tırnaklarıyla tutunurken, aslında bir şehri değil, bir geleceği inşa ediyordu.
MUĞLU’NUN YERİNDEN BUGÜNÜN MUĞLA’SINA
Fetih bittiğinde, o topraklar artık yabancının kibri değil, Muğlu Bey’in sessiz mirasıydı. Halk baktı ki bu adamın kelamı az ama özü dağdan daha ağır… O günden sonra kimse oraya antik isimlerle seslenmedi.
“Burası Muğlu’nun yeridir, Muğlu’dur” dediler.
BİN YILLIK BİR DİK DURUŞUN SİMGESİ
Zaman o sert ismi yumuşattı, bizim Ege’nin o sıcak şivesine kattı ve Muğla yaptı. Ama biz o araştırmaların derinliğine indiğimizde görürüz ki; Muğla sadece bir şehir ismi değildir. O, dalkavukluğa tenezzül etmeyen, rüzgarda eğilmeyen ve mürekkebini başkasının tükürüğüne karıştırmayan o dik duruşun, Muğlu Bey’in bin yıllık sessiz çığlığıdır.