Katolik, Protestan, Osmanlı

Author: Hasan Yıldırım

Published:

Last Modified:

Avrupa tarihi çoğu zaman siyah–beyaz anlatılır. Bir tarafta Hristiyan dünya, diğer tarafta Osmanlı. Oysa 16. yüzyıla biraz dikkatli bakıldığında tablo hiç de böyle değildir.

Bu yüzyıl, Avrupa’nın din üzerinden parçalandığı bir dönemdi. Katolik Kilisesi’nin mutlak hâkimiyeti sarsılıyor, Martin Luther’in başlattığı Reform hareketi kıtayı derinden sarsıyordu. Protestanlık sadece yeni bir mezhep değil, aynı zamanda siyasi bir başkaldırıydı. Krallar, prensler ve imparatorluklar bu kırılmanın tarafı hâline gelmişti.

Bu karmaşanın ortasında Osmanlı vardı.

Kanuni Sultan Süleyman döneminde Osmanlı, Avrupa’yı yalnızca askerî bir hedef olarak görmüyordu. Asıl mesele, Avrupa’da tek bir gücün hâkim olmamasıydı. Katolik Habsburg Hanedanı’nın hem siyasi hem dinî üstünlüğü ele geçirmesi, Osmanlı için ciddi bir tehditti. Çünkü birleşmiş bir Avrupa, er ya da geç gözünü İstanbul’a çevirecekti.

Bu yüzden Osmanlı, mezhepler arasında taraf tutmadı; denge kurdu.

Fransa’nın desteklenmesi bu politikanın en bilinen ayağıdır. Katolik olmasına rağmen Habsburg baskısı altında kalan Fransa, Osmanlı için doğal bir denge unsuru hâline geldi. Barbaros Hayreddin Paşa’nın Akdeniz’deki seferleri, yalnızca deniz hâkimiyeti meselesi değildi. Fransa kıyılarında patlayan Osmanlı topları, Avrupa’daki güç dengesini ayakta tutan hamlelerdi.

Ancak Osmanlı’nın denge siyaseti Fransa ile sınırlı değildi.

Osmanlı, Reform hareketlerini de yakından takip etti. Martin Luther ve Protestanlık, Katolik dünyanın içinden çıkan bir kırılmaydı. İlginçtir ki Osmanlı yönetimi, Luther’i bir tehdit olarak değil, Katolik birliğini zayıflatan bir unsur olarak gördü. Dönemin Osmanlı kaynaklarında Protestanlar, Katoliklere kıyasla daha “müsamahakâr” bir topluluk olarak değerlendirilir.

Hatta Kanuni döneminde Protestanlara yönelik olumlu bir bakış olduğu açıktır. Protestanların papalığa karşı duruşu, Osmanlı’nın Avrupa’daki Katolik merkezî güce karşı yürüttüğü siyasete örtüşüyordu. Osmanlı, doğrudan askerî destek vermese de Protestanların Katolik baskısından kurtulmasını kendi çıkarına uygun görüyordu.

Bu nedenle 16. yüzyıl Avrupa’sında Osmanlı, sadece savaşan bir imparatorluk değil; dengeyi gözeten bir aktördü. Katolik–Protestan çatışmasında taraf olmadan, her iki tarafın da aşırı güçlenmesini engelledi. Fransa’yı destekledi, Habsburgları yıprattı, Reform hareketlerinin nefes almasına dolaylı katkı sağladı.

Bugün Avrupa tarihini yalnızca “Osmanlı tehdidi” üzerinden okumak, bu gerçeği görmezden gelmektir. Oysa Osmanlı, bir dönem Avrupa’nın kendi iç dengelerini ayakta tutan en önemli güçlerden biriydi.

Kısacası mesele din değildi.
Mesele güçtü.
Ve Osmanlı, o gücü dengelemeyi çok iyi biliyordu.