Kargo filmi, festivale doğru

Author: Çağdaş Özgül

Published:

Last Modified:

Kanada’da kariyerini sürdüren yönetmen Gizem Tataroğlu, Kargo filmini görücüye çıkarmak için gün sayıyor.

Başarılı yönetmen, heyecanını yaşadığı ve büyük bir titizlikle hazırladığı Kargo filminin ulusal ve uluslararası festivallerde de başarı kazanmasını bekliyor.

Peki “Kargo” nasıl bir film? Ne anlatıyor? Künyesine hep birlikte göz atalım.

Filmin adı: Kargo

Türü: Deneysel -Sözsüz Kısa Dans Filmi
(Vancouver Film School’ı bitirme projesi)

Kargo Logline: Daha iyi bir yaşam arayışında olan bir grup göçmen, bir insan kaçakçısının tuzağına düşer. Kapalı kargo kutuları içinde geçmişlerinin acısıyla yüzleşirken özgürlük için birleşirler.

Kargo Sinopsis/Özet:
Farklı ülkelerden gelen, savaş, siyasi baskı, cinsiyet ayrımcılığı ve ırkçılıktan kaçan göçmenler, acilen başka bir ülkeye kaçma çabasıyla yola çıkarlar. Onları yasa dışı ve hızlı bir şekilde başka bir ülkeye götürme sözü veren bir insan kaçakçısıyla anlaşırlar. Bu buluşma, devasa kargo kutularının bulunduğu terk edilmiş bir hangarda gerçekleşir.
İnsan kaçakçısı, kutuların üzerine bıçakla göz hizasında delikler açar ve göçmenleri bu kutuları sırtlarında taşımaya zorlar. Bu durum, Yunan mitolojisindeki Sisyphus’un sırtında kayayı taşımaya mahkûm edilmesine benzer bir cezayı çağrıştırır. Göçmenler, ilerleyen süreçte içinde kapalı kalacakları, hatta belki de mezarları olacak olan bu kutuları taşımaya başlarlar. Bu distopik dünyada her şey karanlık ve dehşet vericidir.

İnsan kaçakçısı, göçmenlerin bilezik ve yüzük gibi değerli takılarını zorla alır ve onları kutulara itip kakarak yerleştirir. Kutuların göz hizasında bulunan küçük deliklerden dış dünyayla sınırlı da olsa iletişim kurmayı başaran göçmenler, düştükleri korkunç tuzağın farkına varırlar. Özgürlük arayışıyla yola çıkan bu insanlar, kendilerini büyük bir kapanın içinde bulmuşlardır. Bu anlar, dans ve beden diliyle ifade edilir.

Kutuların içine hapsedilmiş göçmenler, çaresizce ve telaşla çevrelerini gözlemler. Ana karakter, geçmişini hatırlamaya başlar: bir zamanlar güzel bir hayatı olduğunu, anavatanında savaşta çocuğunu kaybettiğini ve onun mezarı başında hissettiği umutsuzluğu. Her bir göçmen, “daha iyi bir hayat” ve özgürlük arayışıyla bu yolculuğa çıkmıştır.
Süreç boyunca yaşananlar dans aracılığıyla sanatsal bir şekilde ifade edilir. Bekleyişin son aşamasında tüm göçmenler isyan eder ve kapatıldıkları kutuları yırtarak özgürlükleri için savaşmaya karar verirler. Sonsuz özgürlük arayışlarında, artık bu kutuları parçalamalı ve kaçmalıdırlar.

Filmin yönetmeni Gizem Tataroğlu Biyografi:
Gizem Tataroğlu, Türkiye’de büyümüş ve şu anda Kanada’nın Vancouver kentinde yaşayan bir yönetmen, yazar ve oyuncudur. 2024 yılında Vancouver Film School’dan yapım ve yönetmenlik alanında uzmanlaşarak mezun olmuştur. Ayrıca, Dokuz Eylül Üniversitesi’nde Sahne Sanatları alanında yüksek lisans yapmış ve tezini Dans Tiyatrosu üzerine tamamlamıştır.

Çok kültürlü bir geçmişe sahip olan Gizem, kısa ve uzun metrajlı film yapımlarında oyunculuk, yönetmenlik ve yazarlık gibi çeşitli roller üstlenmekte, aynı zamanda kendi projelerini yönetip üretmektedir. 2022 yılında çektiği Tonight’s Menu: Art adlı kısa filmi, Orta Doğu’da kadın sanatçı olma temasını ele almış ve festival gösterimlerinde olumlu eleştiriler alarak birçok ödüle aday gösterilmiştir.

Gizem, göçmenlik ve kadınlık temalarını deneysel bir hikâye anlatımı yaklaşımıyla ele almaya odaklanmaktadır. Fiziksel tiyatro ve deneysel anlatı formlarından ilham alarak, yaratıcı hikâye anlatımında özgün bakış açıları sunmayı hedeflemektedir. Tiyatroya olan tutkusu Türkiye’de lise yıllarında başlamış ve bu tutku, ona Direklerarası Seyirci Ödülleri’nde En İyi Tek Kişilik Performans ödülü de dahil olmak üzere birçok ödül kazandırmıştır.

Şu anda Vancouver’da yaşayan Gizem, kültürel anlatılar arasında köprü kurmaya ve çalışmalarında çeşitli hikâyeleri sergilemeye odaklanmıştır. Hayali, uluslararası bir film yönetmeni olarak dünya çapındaki izleyicilere ulaşmaktır. Şu anda bağımsız uzun metrajlı film projeleri üzerinde çalışmakta ve portföyünü oluşturarak hayalindeki filmi gerçekleştirme hedefini sürdürmektedir.

Filmin Yönetmen Görüşü:
Dans, insanlık tarihindeki ilk iletişim biçimidir; kelimelerden bile önce. Varoluşumuzun başlangıcından bu yana beden, hem bir hafıza hem de bir dil olarak hizmet etmiştir. Yüksek lisans tezim için yaptığım dans tiyatrosu araştırmaları sırasında, bedenin tarih boyunca ifade aracı olarak nasıl şekillendiğini keşfetme fırsatı buldum; kelimelerin kullanımından bile önce. Bu yolculuk, yalnızca tarihsel bir perspektif sunmakla kalmıyor, aynı zamanda bugün birçok göçmenin yaşadığı duruma da derinden bağlanıyor. Göçmenlerin çoğu, kelimelerinin yetersiz veya neredeyse var olmayan bir hal aldığı durumlarda, kendilerini ifade etmek için kelimelerin ötesine geçmek zorunda kalıyor. Göçmenlerin beden, sessizlik ve beden diliyle taşıdığı anlamı daha derinden anladıkça, bu durumun önemini daha iyi kavrıyorum.

Bu nedenle, bu projeyi hem kişisel bir ifade hem de toplumsal farkındalık için sanatsal bir bakış açısıyla tasarladım. Bu filmin görsel dili için Rembrandt’ın renk paleti ve estetiği ilham kaynağı oldu. O da ışık ve gölge, derinlik ve yüzey arasındaki etkileşimle insanlığın varoluşsal çelişkilerini ve dramlarını yansıttı. Aynı şekilde, Kargo da bir içsel yolculuğu, direnişi ve yeniden doğuş arayışını, ışık ve gölge arasında dokunmuş bir hikâye olarak aktarmayı amaçlıyor.
Şimdi, kelimesiz bir dans filmi olan Cargo üzerinde çalışırken, bu insanlık yolculuğunu ve anlam arayışını bir kez daha sorguluyorum. Antik bir metafor olan Sisyphos’un kayası, bu filmde devasa kutulara dönüşüyor. Bu kutular, hem bir mezar hem de yeniden doğuş için kırılması gereken bir kabuk görevi görüyor. Göçmenlerin bu kutuların içinde hapsolmuş umutları ve hayalleri, Sisyphos’un kayası gibi sonsuz bir şekilde taşınıyor. Tıpkı hapsedilmiş bir ruh gibi, özgürlük arayışıyla sürekli ileriye doğru itiliyorlar. Ancak bir noktada, bu kutulardan kurtulma ve özgürleşme fırsatı doğuyor. Bir dönüşüm, bir yeniden doğuş anı…

Distopik bir evrende, insan kaçakçıları göçmenleri daha “iyi” ülkelere götürme vaadiyle kandırır ve onları devasa kutulara girmeye zorlar. Ancak bu vaat, karanlık bir planın parçası olan bir aldatmacadır. Ve bir gün, gerçeği fark eden göçmenler, kutuları yırtarak özgürleşmeye karar verir. Bu, yalnızca bir kurtuluş mücadelesi değil; aynı zamanda bir yeniden doğuş savaşıdır.

Kişisel düzeyde, kolektif bilinçaltımızda hepimizin bir kutuya hapsolmuş hissettiği ve ondan kurtulmayı arzuladığı bir an vardır. Bu sadece bir kaçış arayışı değil; her insanın hayatında bir noktada karşılaştığı evrensel bir özgürlük arzusudur. Tıpkı özgürlük arayışında bedenini ve ruhunu en derin sınırlara kadar zorlayan bir göçmen gibi. Ya da belki de sıradan bir hayatın monotonluğundan, 9-5 iş düzeninin sınırlarından kurtulma arzusu… Hayat bazen bizi bir kutuya sıkışmış gibi hissettirebilir ve ondan kurtulmak varoluşsal bir gereklilik haline gelir.

Kendi ülkemde tanık olduğum göçmen ve göç hikâyeleri ile başka bir ülkede bir sanatçı olarak beklenmedik bir şekilde göçmen olma deneyimim, bu meselenin bir gazete manşetinden çok daha acil bir mesele olduğunu derinden anlamama neden oldu. Göç, soyut bir kavram veya bir sayı değil; insani bir trajedidir. Göçmen meselesi, yalnızca bireysel veya bölgesel bir mesele olarak görülmemelidir; acilen küresel bir müdahale gerektiren bir krizdir. Çünkü bir sonraki bombanın nerede patlayacağını ya da hangi kişinin kendisini beklenmedik bir şekilde göç etmek zorunda bulacağını asla bilemeyiz. Göçmen politikalarının daha insancıl, sürdürülebilir ve adil hale getirilmesi gerektiğine inanıyorum.

Bu nedenle, bu projeyi hem kişisel bir ifade hem de toplumsal farkındalık aracı olarak tasarladım. Bu filmin görsel dili için Rembrandt’ın renk paleti ve estetiği ilham kaynağı oldu. O da ışık ve gölge, derinlik ve yüzey arasındaki etkileşimle insanlığın varoluşsal çelişkilerini ve dramlarını yansıttı. Aynı şekilde, Cargo da bir içsel yolculuğu, direnişi ve yeniden doğuş arayışını, ışık ve gölge arasında dokunmuş bir hikâye olarak aktarmayı amaçlıyor.

Koreograf ve Baş Rol ‘Danielle Gloud’:
Danielle, dansçı, yaratıcı, koreograf, hava akrobasisi sanatçısı, oyuncu ve yönetici olarak kapsamlı bir kariyere sahip çok yönlü bir sanatçıdır. Son dönemde, Asya’nın Las Vegas’ı olarak bilinen Makao’ya dönerek City of Dreams’te, benzersiz bir sirk aparatı olan ve cesaret isteyen Sway Pole gösterisinde performans sergilemiştir. Danielle, aynı zamanda yetenekli bir koreograf ve eğitmen olarak, Kanada’dan Kosta Rika’ya ve Çin’e kadar dünya çapında yapımlarda koreografiler gerçekleştirmiştir. Onun eserleri, duygusal derinliği ve yenilikçi hareket diliyle övgü toplamaktadır.
Kanada’nın Kuzey Vancouver şehrinde doğan Danielle, eğitimini John Cranko School Stuttgart, National Ballet School of Canada ve Goh Ballet Academy gibi saygın kurumlarda almıştır. İlk başarıları arasında 16 yaşında Royal Academy of Dance’in Solo Seal ödülünü kazanmak ve Stuttgart’taki John Cranko Academy’den burs almak yer almaktadır. Altı sezon boyunca Macar Ulusal Balesi’nde yer almış ve Kuğu Gölü, Uyuyan Güzel ve Manon gibi ikonik balelerde solist roller üstlenmiştir. Performanslarının yanı sıra koreografik yeteneğini de keşfeden Danielle, Macaristan Devlet Opera Binası’nda ve Genç Koreograflar Gecesi’nde eserler yaratmıştır.

Danielle’in kariyeri, geleneksel sahnelerin çok ötesine geçmiştir. Budapeşte’deki çalışmalarının ardından, Franco Dragone’un öncülüğünde gerçekleştirilen, çığır açan bir prodüksiyon olan The House of Dancing Water’da yer alarak hava akrobasisi, su koreografisi ve karmaşık sahne düzenlemeleri alanında uzmanlığını genişletmiştir. 2023 yılında, North Star Performing Art Management’ın Çin kültürel değişim turunda Dans Müdürü ve Koreograf olarak görev yapmış; 11 şehirde üniversitelerle iş birliği yaparak bir grup dansçıya performanslar ve eğitimsel değişimlerde liderlik etmiştir. Film ve televizyon kariyerinde ise Red Sparrow ve Colette gibi Hollywood filmlerinde dansçı olarak yer almış, ayrıca birçok ödüllü bağımsız projede rol almıştır.

Sanatsal çalışmalarının dışında, Danielle’in maceracı ruhu onu Güney Amerika’da motosikletle bir yıl süren bir yolculuğa çıkarmış ve bu deneyim, sanatı ve bakış açısını zenginleştirmiştir. Yoga, Pilates Reformer ve Barre Fitness sertifikalarına sahip olan Danielle, yeni disiplinler ve beceriler keşfetmeye devam etmektedir. Sahnede, kamera arkasında ya da ekranlarda, Danielle kültürler ve mecralar arasında yankı uyandıran etkileyici anlatılar yaratmaya kendini adamıştır.

Müzik Tasarım ‘Samuel Alty’:
Samuuel Alty, kendini ifade etme ve doğayla olan bağımız temalarını işleyen çok yönlü bir sanatçı ve öğretmendir. Dinamik kariyeri, Kraliyet Opera Binası’nda dans etmeyi, Kuzey Kutup Dairesi’nde fiziksel tiyatro performanslarını ve geleneksel bir sirk turnesinde, günde üç kez tromboncu tarafından öldürülen müzikal bir tavşan olmayı içeriyor!
Alty, ödüllü bir besteci, şarkıcı-şarkı yazarı, oyuncu ve öğretmen olup, Yeni Zelanda’dan Polonya’ya yerleşmiştir. Bölgesel ve ulusal televizyon kanallarında (TVP3, Echo24 ve ATM Rozrywka) yer almış; düzenli olarak Radio Wrocław, Radio RAM ve Radio Wrocław Kultura’da boy göstermiştir. Ayrıca, Tom Robinson ile BBC 6 Introducing’de yer almış ve Türkiye’deki Özdemir Nutku Tiyatro Ödülleri’nde En İyi Müzik Ödülü’nü kazanmıştır.
Alty, dünya genelinde birçok yerde öğretmenlik yapmış ve turnelere katılmıştır. Çalıştığı ve performans sergilediği ülkeler arasında İngiltere, Norveç, ABD, İsrail, Yeni Zelanda, Fransa, İskoçya, Yunanistan, Türkiye, İspanya, Rusya ve Hollanda bulunmaktadır. Performans sergilediği önemli etkinlikler ve festivaller arasında şunlar yer alır:
• Polonya: NFM, Opole Songwriters Festival, Radio RAM Sessions
• İskoçya: Edinburgh Fringe Festival
• Fransa: Festival Des Fanfarons, Parlers
• İngiltere: Secret Garden Party, The Bedford, The Big Chill, Farmfest
• Yeni Zelanda: Southern Cross
Alty, sanatsal çeşitliliği ve uluslararası tecrübeleriyle dikkat çeken bir sanatçı olarak çalışmaya devam etmektedir.