Kadın dayanışması değil, terör sembolizmi

Author: Filozof Sosyolog

Published:

Last Modified:

Değerli okurlar, bu aralar sosyal medyada dolaşıma sokulan ve kadın dayanışması simgesine dönüştürülmeye çalışılan “saç örme” akımı, sıradan bir ifade biçimi gibi sunulsa da arka planı itibarıyla son derece sorunlu bir siyasal mesaj taşımaktadır.

Özellikle bu akımın, yıllardır Türkiye’nin can güvenliğini, toplumsal huzurunu ve birlikte yaşama iradesini hedef alan PKK ile ilişkilendirilmesi, meselenin basit bir bireysel tercih olmadığını açıkça göstermektedir.

Daha da düşündürücü olan ise, bu sembolik eyleme bazı kamu personellerinin açık ya da örtük şekilde destek vermesidir. Kamu görevi, anayasal sadakat, tarafsızlık ve topluma karşı sorumluluk bilinci üzerine kuruludur. Devletin imkânlarıyla yetişmiş, maaşını kamunun vergileriyle alan, güvenli bir çalışma ortamına yine bu devlet sayesinde sahip olan kişilerin; devlete silah doğrultmuş bir yapının sembolik kampanyalarına destek vermesi, yalnızca etik bir çelişki değil, aynı zamanda açık bir nankörlüktür.

Bu tür eylemler, “ifade özgürlüğü” kalkanının arkasına saklanarak meşrulaştırılmaya çalışılsa da, kamu personeli söz konusu olduğunda ifade özgürlüğü ile kurumsal sorumluluk arasındaki sınır nettir. Devleti temsil eden konumlarda bulunanların, toplumu ayrıştıran ve şiddetle anılan yapılarla sembolik dahi olsa yan yana durmaları, kamu vicdanını derinden yaralamaktadır.

Ayrıca özellikle altı çizilmesi gereken bir husus vardır: Bu eylemin kadın dayanışmasıyla hiçbir ilgisi yoktur. Konu bilinçli biçimde saptırılmakta, “kadın dayanışması” kavramı istismar edilerek toplumsal hassasiyetler manipüle edilmektedir. Oysa burada söz konusu olan, kadın hakları ya da ortak bir kadın mücadelesi değil; sembolik bir hareket üzerinden açıkça taraf tutulan terör örgütünün meşrulaştırılma çabasıdır. Saç örme eylemi, masum bir dayanışma jesti değil, siyasal bir tercihin ve ideolojik bir saflaşmanın ifşasıdır.

Bireysel olarak bu durumu kabul edilebilir bulmuyorum. Bu ülkenin öğretmeni, hemşiresi, memuru; acının, kaybın ve terörün ne anlama geldiğini en iyi bilmesi gereken kesimdir. Buna rağmen, ideolojik saiklerle ya da sosyal medyada görünür olma uğruna böylesi kampanyalara destek verilmesi, sorumsuzlukla açıklanabilir ancak. Eleştirimin hedefi herhangi bir kimlik ya da kültürel ifade değil; şiddet geçmişi olan bir örgütün sembollerinin normalleştirilmesine ve bu normalleştirmeye kamu eliyle katkı sunulmasına yöneliktir.

Toplumsal barış, semboller üzerinden değil; adalet, hukuk ve ortak vicdan üzerinden inşa edilir. Kamu görevlilerinden beklenen de tam olarak budur: Ayrıştırıcı değil birleştirici olmak; şiddeti çağrıştıran değil, hukuku ve insan onurunu esas alan bir duruş sergilemek. Aksi her tutum, sadece bireysel bir tercih değil, kamuya karşı sorumluluğun ihlali olarak görülmelidir.