İstiklal Marşı’nın kabulü

Author: Elif Gelerli

Published:

Last Modified:

Kurtuluş Savaşı döneminde, halkın ve ordunun rehavete kapıldığı esnada, Maarif Vekaleti (Cumhuriyet’in ilanından hemen sonra, 2 Mayıs 1920’de kurulan ve eğitim-öğretim işlerini yürüten temel devlet kurumu) Milli Marş yarışması düzenlemeye karar verir.

Çünkü kurulan dış temaslar sonucu Milli Marş ihtiyacı doğmuştur. Amaç Türk ordusunun ve halkın inancını tazelemek ve onlara moral olmaktır. 

Maarif Vekaleti’ince bir müsabaka düzenlendi, kazanana maddi mükafat verilecekti. Bu yarışmaya ülkenin farklı yerlerinden şairler katıldı. Aralarında Kazım Karabekir, Hüseyin Suat Yalçın, Kemalettin Kamu gibi isimlerin yer aldığı yarışmada Mehmet Akif Ersoy yoktu çünkü milletin başarılarının parayla ölçülemeyeceğini düşünüyordu.

Kısa zamanda heyete 724 şiir sunuldu fakat hiçbirinde Milli Marş olabilecek potansiyel görülmedi. Bunun üzerine 5 Şubat 1921’de Hamdullah Suphi Bey Mehmet Akif’e bir davet mektubu yazdı. Üstelik Mehmet Akif’in iştirakı halinde paranın kendisine verilmeyeceğine dair söz verildi. Bu durum Mehmet Akif’in kararının değişmesine ve Taceddin Dergahındaki odasına çekilip marşı yazmaya başlamasına vesile oldu. 

Odasından çıkmadan marşı kaleme aldı. Öyle ki sabah namazına kalkan oda komşusu Konya Mebusu Hafız Bekir Efendi’nin Mehmet Akif’i elindeki çakısı ile duvara kanla kazıdığı bir mısra ile gördüğünden bahsettiği söylenir. Gece gündüz demeden vatanımızın kurtulacağını, varlığımızın sembolü olan ay yıldızlı al bayrağımızın ebediyen dalgalanacağını müjdeleyen; ordumuza ve milletimize iman, ümit ve cesaret kaynağı olan, şanlı tarihimizin sığdırıldığı 10 kıtalık o nefis şiiri yazdı.

İstiklal Marşı önce cepheye gönderildi ve askerler arasında okundu. Askerlerin beğenisini toplayan şiir, 17 Şubat 1921 tarihinde Hakimiyet-i Milliye ve Sebilürreşad gazetesinde yayınlandı. Yayınlanmasının üstünden on gün kadar geçtikten sonra Konya’da Öğüt gazetesinde de yer aldı. 

Elemeyi geçen şiirler 12 Mart 1921 tarihinde meclis oturumunda tartışmaya açıldı. Marşımız Hamdullah Suphi Bey tarafından okundu. Okunmasıyla diğer şiirlerin okunmasına gerek duyulmadı. Bazı mebusların itirazlarına rağmen gözyaşları içinde ayakta alkışlanan şiir, böylece 12 Mart 1921 günü Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Milli Marşı olarak kabul edildi. Mehmet Akif kazandığı 500 liralık ödülü yoksul kadın ve çocuklara iş öğreterek yoksulluklarına son vermek için kurulan Darülmesai’ye bağışladı. İstiklâl Marşı’nın Türk milletinin eseri olduğunu beyan etti ve İstiklâl Marşı’nın güftesini, şiirlerini topladığı Safahat’a dâhil etmedi.

Şiirin bestelenmesi ülkenin savaş durumunda olmasından kaynaklı ertelendi. İstiklal Marşı’nın bestelenme süreci, şiirin kabulünden sonra yaklaşık dokuz yıl süren arayışlarla dolu bir hikâye. 1921 yılında güfte kabul edilse de savaş koşulları nedeniyle hemen ortak bir beste belirlenemedi ve bu süreçte ülkenin farklı bölgelerinde farklı melodilerle okundu. 1924 yılında ilk resmi adım atılarak Ali Rıfat Çağatay’ın alaturka tınılar taşıyan bestesi kabul edildi ve 1930 yılına kadar bu versiyon kullanıldı. Ancak marşın daha batılı, görkemli ve askeri bir karaktere sahip olması gerektiği düşüncesiyle, 1930 yılında dönemin Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Şefi Osman Zeki Üngör’ün bestesi resmi marş olarak benimsendi. Bugün hep bir ağızdan seslendirdiğimiz bu besteyi orkestra ve bando için yeniden düzenleyerek son formunu veren isim ise Edgar Manas olmuştur.

İstiklal Marşı, sadece bir beste ve güftenin buluşması değil; bir milletin bağımsızlık sevdasının, sarsılmaz imanının ve hürriyet aşkının ebedi tescilidir. Türk milletinin ruhunu mısralara döken bu eser, her kelimesiyle geçmişin azmini geleceğin umuduna bağlayan sönmez bir meşaledir. Mehmet Âkif Ersoy’un o derin ve samimi duasıyla perçinlediği gibi: “Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın!”

OSMANLI ALFABESi (ORİJİNAL METİN)

:قورقمه، سونمز بو شفقلرده یوزه‌ن آل سانجاق
.سونمدن یوردمڭ اوستنده توتن اڭ صوڭ اوجاق
او بنم ملتمڭ یلدزدر پارلایاجاق؛
.او بنمدر. او بنم ملتمڭدر آنجاق

!چاتمه قربان اولایم چهرڭی، ای نازلی هلال
قهرمان عرقمه بر گل، نه بو شدت، بو جلال
ساڭا اولماز دوكولن قانلریمز صوڭرا حلال؛
!حقدر، حقه طاپان ملتمڭ، استقلال

.بن ازلدن بریدر حر یاشادم، حر یاشارم
!هانگی چیلغین بڭا زنجیر اوره‌جقمش، شاشارم
كوكره‌مش سیل گبی‌یم، بندیمی چیكنه‌ر آشارم؛
.ییرتارم داغلری، انگینلره صیغمام، طاشارم

غربك آفاقنی صارمشسه چلیك زرهلی دیوار
.بنم ایمان دولو گوكوسم گبی سرحدم وار
،اولوسڭ، قورقما، ناصل بویله بر ایمانی بوغار
“مدنیت” دیدیگڭ تك دیشی قالمش جانوار؟

آرقاداش! یوردیمه آلچاقلری اوغراتما، صاقین
سپر ایت گوده‌ڭی، دورسڭ بو حیاسزجه آقین؛
دوغاجقدر سڭا وعد ایتدیكی گونلر حقڭ؛
كیم بیلیر بلكه یارین، بلكه یاریندن ده یاقین

باصدیغڭ یرلری “طوپراق!” دییه‌رك گچمه طانی
!دوشون آلتنده‌كی بیڭلرجه كفنسز یاتانی
سن شهید اوغلیسڭ، اینجیتمه یازیقدر آتاڭی
.ویرمه، دنیالری آلسه‌ڭ ده بو جنت وطنی

،كیم بو جنت وطنڭ اوغرینه اولماز كه فدا
!شهدا فیشقیراجق طوپراغی صیقسه‌ڭ، شهدا
جانی، جانانی، بوتون واریمی آلسین ده خدا
.ایتمه‌سین تك وطنمدن بنی دنیاده جدا

روحمڭ سندن، الهی، شودر آنجاق املی
.ده‌گمه‌سین معبدمڭ گوكسنه نامحرم الی
– بو اذانلر – كه شهادتلری دینڭ تملی
.ابدی، یوردیمڭ اوستنده بنم ایڭله‌مه‌لی

.او زمان وجد ایله بیڭ سجده ایده‌ر – وارسه – طاشم
،هر جریحه‌مدن، الهی، بوشانوب قانلی یاشم
فیشقیریر روح مجرد گبی یردن نعشم؛
!او زمان یوكسه‌له‌ره‌ڭ عرشه دگه‌ر بلكه باشم

!دالغالان سن ده شفقلر گبی ای شانلی هلال
!اولسڭ آرتق دكولن قانلریمڭ هپسی حلال
!ابدیا سڭا یوق، عرقمه یوق اضمحلال
حقیدر حر یاشامش بایراغمڭ حریت؛
!حقیدر حقه طاپان ملتمڭ استقلال

LATİN ALFABESİ (Resmî)

Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak,
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.

Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül; ne bu şiddet, bu celal?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal…
Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklal!

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım,
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım,
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
“Medeniyet” dediğin tek dişi kalmış canavar?

Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın,
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana vadettiği günler Hakk’ın,
Kim bilir, belki yarın belki yarından da yakın.

Bastığın yerleri “toprak” diyerek geçme, tanı,
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır atanı,
Verme, dünyaları alsan da bu cennet vatanı.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şüheda fışkıracak, toprağı sıksan şüheda!
Canı, cananı, bütün varımı alsın da Hüda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.

Ruhumun senden İlahî, şudur ancak emeli:
Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.
Bu ezanlar, ki şehadetleri dinin temeli,
Ebedî, yurdumun üstünde benim inlemeli.

O zaman vecd ile bin secde eder, varsa taşım,
Her cerihamdan, İlahî, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır ruhumücerret gibi yerden naaşım,
O zaman yükselerek arşa değer belki başım.

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal.
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal.
Hakkıdır, hür yaşamış bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklal!