TRY - Türk Lirası
EUR
17,4600
USD
16,3806
GBP
20,5435
CNY
2,4475
21.5 C
Ankara
23.5 C
İstanbul
29.7 C
İzmir
25 Mayıs 2022, Çarşamba
Diğer
    Ana SayfaYazarlarIşık hep doğudan yükselirmiş... Hayır!

    Işık hep doğudan yükselirmiş… Hayır!

    Züleyha Palo
    Züleyha Palohttps://haberton.com/
    Züleyha Palo 1983 Erzurum doğumlu, Kendinin farkına vardığından beri kitap okuyor Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Bölümü’nünden mezun oldu ve şuan öğretmenlik yapıyor.

    Haftanın Öne Çıkanları

    Işık hep doğudan yükselirmiş… Hayır! Bir çocuk kalbine dönüşmeyi çok istiyorum; kalbinde gökkuşağı saklayan bir gökyüzü olmayı, ışıltılı bir ayın yakamozlarını izleyen huzur dolu bir insan olmayı, insanları savaş görmemiş bir dünyaya ait olmayı çok istiyorum. İnsanları savaş yaşamamış bir dünya…

    Kent sancıları, ülke oyunları, mahalle kavgaları ve bir sokak sessizliği… Bir sokak sessizliği olmayı çok istiyorum… Uzayan bir mevsimin soğuk inadı, son yazın son vedası, sarı çığlıklar, elvedalar, dalından ayrılan son yaprak, bir bahar muştusu… Bir bahar muştusu olmayı çok istiyorum… Bir nisan güneşi, bir barış müjdesi, bir kırlangıcın yuvası, bir kedinin yaza olan inancı, bir annenin sarıp sarmalayan merhameti, tertemiz bir kalbin içtenlikle yaptığı bir dua, Tanrı’ya yönelen masum bir kalp olmayı çok istiyorum…

    Çok isterdim bir akademisyen ve bir yazar olmayı… Erişilmesi imkânsız bir define gibi yılları kazıyıp ikisine de eriştim; ama hayır, hayır değil mi Münevver hayır! İsminin anlamının peşinden koştun hep… Münevver… Aydın… Şimdi bu yaşımda bu konumda ne on yedi yaşın ne de kırk dört, ne bir bahar serserisi ne de ilk aşk heyecanı, ne dizdiğin dizeler ne de sıraladığın cümleler… Yetmiyor değil mi, yetmiyor hiçbiri…

    Işık hep doğudan yükselirmiş... Hayır!
    Işık hep doğudan yükselirmiş… Hayır!

    Bir çocuk kalbinin yetinmeyi bilen şükrü olsaydım keşke… Sarı başaklı buğday tarlalarında koşturduğum umudun anısı bile güzel… Umudun anısı olur mu? Olur… Bu kadar bir çocukluk özlemi… Yeşil dere kenarlarında ezberlediğin ilk şiiri inanmış bir kalple söylemek, ayaklarını dereye bırakırken kendini bir deniz kenarındaymış gibi düşlemek, gölgeli bir bahçede yeşili tanımak, güneşi yudumlamak, hayattan yana olmak… İşte bu, umudun anısı… Belki biraz karmaşık oldu, bilmem; anlatmak istediğim umut… Anlatmak istediğim çocukluk özlemi… İçten içe bu yaşta buna hakkın yok diyorum, çocukluk yapma Münevver… Cümlelerin arkasına gizlemeyeceğim kendimi… An ve şimdi insanı gerçekten böyle bir özleme kovalayabiliyor, gidebiliyorsun yani o yıllara… Arka bahçe masalına… Çömlek patladı mı bilemem ama ben bu oyunu sevmedim, sevmedim bu maskeli balo trajedisini…

    Ülkelerin insanlık tarihine savaşlar derlediğini okuduğumdan beri, Nazi Almanya’sının insan öldürüp kahraman ilan edildiğini okuduğumdan beri, bir yanda ölümler bir yanda kıyımlar, bir yanda şerefe kaldırılan kadehlerin yankısını duyduğumdan beri, acının çıldırmış bir beynin ürünü olduğunu hissettiğimden beri sevemedim ben bu maskeli balo trajedisini… An ve şimdi insanı gerçekten böyle bir özleme kovalayabiliyor işte, çocukluk özlemine…

    Huzursuz bir ülkenin vatandaşı oluyorum bazen. Yani bazen Doğu Türkistan, bazen Afganistan, bazen Filistin, bazen Türkiye oluyorum… Bir fakirin gözleri oluyor bazen gözlerim, bir işçinin elleri oluyorum, bazen bir yalnızın kalbi, bazen bir işsizin çökmüş omuzları, bazen bir gencin çalınmış umudu… İşte o anda yine çocukluğuma döneyim diyorum, inandığım arka bahçe masalına… Umut edip beklemek bir sonuçtan daha iyi, bir dünyanın merhametsizleşen kalbine şahit olmaktan daha iyi…  Kısacası ülkeler maskelerini takmış barış süsü ile insanlara kıyıyor… Hiç mi çocuk olmadı bunlar, kalplerine masumiyet hiç mi doğmadı, hiç mi bir arka bahçede güneşi yudumlayıp şükretmediler dünya nimetlerine, Tanrı’nın merhametine…

    Bu yaşta bu konumda ne on yedi yaşın ne de kırk dört değil mi Münevver, ille de çocukluk, ille de masumiyet… Ne çok ihtiyacı var insanlığın içten bir masumiyete… Ne çok ihtiyacı var kim bilir hangi ülkedeki çocukların büyük insanlığa… Büyük insanlık… Derin insanlık… Bitti… Bence bitti büyük insanlık… Gördük mü bir masumun katledilişini… Bitti diyorum işte, bitti… Neresinden tutsan elinde kalan bir tükenmişlik… İyimserlik hiç bu kadar anlamsız olmamıştı… Barış hiç bu kadar sahipsiz kalmamıştı… Doğa hiç bu kadar küsmemişti, incitilmemişti… Işık hiç bu kadar direnmemişti… Işık hep doğudan yükselirmiş… Hayır!… Işık sevginin olduğu bir kalpten yükselir…

    Işık hep doğudan yükselirmiş... Hayır! Bir çocuk kalbine dönüşmeyi çok istiyorum; kalbinde gökkuşağı saklayan bir gökyüzü olmayı, ışıltılı bir ayın yakamozlarını izleyen huzur dolu bir insan olmayı, insanları savaş görmemiş bir dünyaya ait olmayı çok istiyorum. İnsanları savaş yaşamamış bir dünya…
    Işık hep doğudan yükselirmiş… Hayır! Bir çocuk kalbine dönüşmeyi çok istiyorum; kalbinde gökkuşağı saklayan bir gökyüzü olmayı, ışıltılı bir ayın yakamozlarını izleyen huzur dolu bir insan olmayı, insanları savaş görmemiş bir dünyaya ait olmayı çok istiyorum. İnsanları savaş yaşamamış bir dünya…

    Özdemir Asaf “Ölümü düşünmek yenilmek, sevmek ölümü yenmektir, onarmak zordur…” demişti. Şimdi onarmak, özür dilemek isteyen de yok… Ülkelerin kırılmış onurları, çocukların kırılmış kalpleri, gençlerin kırılmış hayalleri… Onarılmayacak değil mi…  Ey “büyük insanlık” küçük oyunlar oynuyorsun çok küçük… Zamanın birinde Asaf Halet Çelebi “Benim güzel çocukluğumu ahmak bir ayak ezdi…” demiş; işte o ahmak ayak “büyük insanlık…” Çocukluğu ise zaten biliyoruz… Çocukluk, çocuklarımız…

    Büyük insanlık kavramını Nazım Hikmet’in bir şiirinde okudum, şu dörtlük, ille de şu dörtlük:

    Büyük insanlığın toprağında gölge yok

    Sokağında fener

    Penceresinde cam

    Ama umudu var büyük insanlığın

    Umutsuz yaşanmıyor…

    Bu büyük insanlık kavramından “insan” olamamış bazı “büyük” devlet adamlarını çıkarmak gerekmez mi?

    Bu yaşta, bu şimdide, bu anda ne on yedi yaşım ne de kırk dört… Bir çocuk kalbine dönüşmeyi çok isterdim, bir çocuk kalbine… Kalbinden gökkuşağı doğuran bir gökyüzü olmayı, tertemiz bir nisan sabahı, huzurlu bir dere kenarı, bir sokak sessizliği, bir dağ başı yalnızlığı olmayı çok isterdim ve bir öykünün başlanmamış ilk cümlesi…

    Haber Bültenimize Abone Ol

    En son haberler, teklifler ve özel duyurulardan haberdar olmak için.

    Çok Okunan Kategoriler

    Güncel Haberler