İnsan bazen kendine rağmen kendine doğru yürür

Author: Ayşe Gül Keskin Çetin

Published:

Last Modified:

İnsanın iç yolculuğu, çoğu zaman sessizce başlar. Bir şey eksikmiş gibi hissedersiniz ama eksik olanın ne olduğunu önce tarif edemezsiniz. Sonra bir gün, ertelediğiniz her işin ardında bir yorgunluk değil, tanımlanmamış bir duygu olduğunu fark edersiniz. Tam da burada, dönüşümün ilk kapısı aralanır.

Biz çoğu zaman kendimizi “yetmiyor”, “yapamıyor”, “başlayamıyor” sanırız; oysa bilimsel araştırmalar da gösteriyor ki insan, zihinsel ve duygusal yükü arttığında değil, anlamı uyandığında harekete geçer. Başlayamamak bir kusur değildir; iç sisteminiz “henüz hazır değilim” der. Bu fark ediş bile dönüşümün başlama noktasıdır.

Erteleme de böyle bir çağrıdır aslında. İnsan tembel olduğu için ertelemez; duygusu hazır olmadığı için erteler. Her ne kadar bunu davranış olarak görsek de, kökü zihnin derinlerinde saklıdır. Bir yanımız “yap” derken, diğer yanımız “bir dur, önce beni anla” diye fısıldar. İnsanın içindeki bu çatışma sağlıksız değildir; bilakis, gelişimin işaretidir. Çünkü insan en çok kendine aynaya döndüğünde büyür.

Hayatta herkes bir noktada mükemmel olmak için kendini sıkar. Fakat mükemmeliyet hiç kimsenin omzunda taşıyabileceği bir yük değildir. İnsan sadece tamam olabilir. Tamam olmak, kusurlarıyla yürümeyi kabul etmektir. Aslında her birimiz, içimizde küçük bir alan bırakmalıyız: nefesin dolaştığı, kalbin konuştuğu, ruhun yön gösterdiği bir alan…

Bu alan bazen sezgidir, bazen ilhamdır, bazen duadır, bazen de sadece “şimdi yeter” diyebilme gücüdür.

Kendimize duyduğumuz şefkat arttığında, hareket de kolaylaşır. Çünkü insan, kendisiyle barışmadan hiçbir işte düzen kuramaz. Bedenin hafızası, zihnin alışkanlıkları ve ruhun yönü bir araya geldiğinde, adımlar kendiliğinden atılır. Modern psikoloji, bilinçaltı araştırmaları ve geleneksel öğretiler bu noktada aynı şeyi söyler: İnsan, duygusunu düzenlediği anda kararlarını da düzenler.

İşin ilginci, hayatın ritmi de insanın iç ritmini bekler. Bir adım attığınızda, küçücük de olsa, evren onu duyan bir yerden cevap verir. Bir işi bitirmek, bir defteri kapatmak, bir alanı düzenlemek, bir nefes çalışması yapmak, bir dua etmek… Hepsi aynı kapıya çıkar: “İçimdeki ağırlığı hafifletiyorum.”

Ve ne zaman içimiz hafiflerse, seçimlerimiz de hafifler. İnsan ağır duygularla geleceğe yürüyemez. O yüzden bazen bir teknik, bazen bir nefes, bazen bir dokunuş, bazen de sadece bir fark ediş bütün hayatı değiştirir.

Benim size bugün söylemek istediğim şey şu:
Kendinizi yargılamayın. Çünkü çoğu zaman durduğunuz yer bir durak değil, bir geçiştir. Bir iç hizalanmanın hazırlığıdır. Mükemmeli hedeflemek yerine, “bugün bir adım” diyebildiğinizde iç denge kendiliğinden kurulur. Bedeniniz, zihniniz ve ruhunuz aynı yönü gösterdiğinde hayat kolaylaşır; kararlar netleşir; kelimeler yerini bulur; işler tamamlanır.

Kendinizi anlamak, yaşam yolunun en kıymetli pusulasıdır. Ve insan, kendini anladığı kadar özgürleşir.

“Her yazı bir yolculuktur; bu yolculukta birlikte yürüdüğümüz her adım, ruhumuza yeni bir ferahlık bırakır. Bir sonraki yazıda, içimizin daha aydınlık bir yerinde buluşmak dileğiyle…”