Huy mu? Çıkmaz o

Author: Şeyma Okan

Published:

Last Modified:

Şimdi bir daha nasıl alacağım elime kalemi veya hangi klavye kabul edecek bu kadar yabancılaşmış parmaklarımı… 

Bu cümleden uzun zamandır yazmayı bırakmış kelimelere küsmüş, cümlelerle arasına mesafeler koymuş bir Şeyma gelir aklınıza… Ancak benim konum kendi olayım değil uzakta bıraktığımız her alışkanlığımız benliğimize yapışan bir duygudur, haldir… Bu konuda değişim gücüne bir nebze inancımı yitiriyorum. Bir anlamda canın çıkıp huyun çıkmayacağı sözüne geliyor bahsettiğim olay. Bazen değişti, geride kaldı veya onu yok ettik dediğimiz alışkanlıklarımız, bunca duygularımız da dahildir, ne yapsak gömemeyeceğimiz var olan vücudumuzla bütün olmuşlardır.

Felsefeciler “öz” ve “nitelik”ten bahseder. Öz, varlığın değişmeyen çekirdeğidir; nitelikler ise gelip geçici. Huy, işte bu özün ete kemiğe bürünmüş hâlidir. Ve öyle inanıyorum ki yaş aldıkça insan huylarını yerine göre daha ustaca gizlemeyi beceriyor yoksa değiştirebildiklerinden veya arındıklarından değildir. Bunun önüne ancak ve ancak bütün ömrümüze demirbaşlık edecek olan çocukluk döneminde el atabiliriz. Burada sözüm ona ebeveynlere özellikle seslenmek istiyorum biyolojik olarak anne ve babadan alınan huylar olsa da geleceğin nesilleri sizin çocuklarınıza güzel huylar edinerek kurtarabiliriz. Çocukken iyiliği, vicdanı, merhameti, doğruyu öğrettiğimiz çocuklar yaş aldıkça usta saklayıcılar olmak yerine kendilerinden ve yaptıklarından emin birer birey olmayı başaracaklardır. O zaman ölümün alıp götürdüğü bedenden gayrı geriye örnek dahi olunacak huylar bırakılmış olacak. Huy dediğimiz şey, insanın kendi üzerine yazılmış kaderidir.

Kaçamazsın. Kaçtığını sanırsın, ama dönüp bakarsın: O zaten adımlarının içindedir.

Huyun çıkacağı veya çıkası yoktur arkadaşlar, bırakın da can çıksın…