TRY - Türk Lirası
EUR
16,8985
USD
15,9596
GBP
19,9231
CNY
2,3920
16.2 C
Ankara
21.7 C
İstanbul
25.5 C
İzmir
20 Mayıs 2022, Cuma
Diğer
    Ana SayfaYazarlarHikayesi kısa, gözleri maviydi...

    Hikayesi kısa, gözleri maviydi…

    Züleyha Palo
    Züleyha Palohttps://haberton.com/
    Züleyha Palo 1983 Erzurum doğumlu, Kendinin farkına vardığından beri kitap okuyor Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Bölümü’nünden mezun oldu ve şuan öğretmenlik yapıyor.

    Haftanın Öne Çıkanları

    Hikayesi kısa, gözleri maviydi… Uyuyan, uyurken uzaktan göz kırpan aynı zamanda da derin bir karanlığın içinde masal dinleyen uysal çocuklar gibi kıpırtısızca duran şehirlerin yanından geçerken geceydi… Geceydi onu tanıdığımda… Geceydi gözlerine denk geldiğimde ve geceydi hayatımda ilk kez bir cümle kuramadığımda…

    Halide ve ben Ankara’da TDK’den ödülümüzü almış dönüyorduk. İkimiz de kendi aracımızı kullanacak kadar cesaretli olamayınca diğer taraftan uçağın ismini bile duyduğumuzda kalp atışlarımız hızlanınca bir otobüs firmasının 2 + 1 hizmeti veren otobüsünde omuz omuza yolculuğumuzu yaparken denk geldim ona tek kişilik koltuğunda…

    Otobüse biner binmez Münevver pencere kenarı benim diyor Halide ve hiç itiraz etmeyerek hemen yanına ilişiveriyorum Halide’nin. Hemen yan taraftaki kişiyi merak ediyor ve sol tarafa dönünce rast geliyorum o masmavi gözlere… Dünyanın en lekesiz denizi gibi ışıldayan bu mavi gözler bana en evvel Mustafa Kemal’ i anımsatıyor. Bir veya iki saniye bekliyorum bu gözlerde sonra Halide’ye dönüyorum hemen.

    Sence seneye de bu ödülü alabilir miyiz Münevver? Alsak da almasam da fark etmez, ben zaten nezaketen geldim çıktım buralara. Bari projeyi sen üret, ben senin yerine alırım ödülü diyor Halide. Sanki istese benim yaptığımdan daha iyisini yapamayacakmış gibi. Bu ve buna benzer cümlelerle konuşurken yola koyulalı bir saatten fazla zaman geçiyor ve ben arada sırada yan tarafa dönüp bakmaktan kendimi alamıyorum belki o masmavi güzelliğe yeniden denk gelirim diye…

    Nedense çok durgun olan bu kadınla konuşmak istiyorum ama o sürekli pencereden dışarıyı izliyor. Hani bir dönse, bir kez daha göz göze gelsek “Merhaba hanımefendi….” diye başlayan cümlelerle tanışmaya çalışacağım ama üzerinde çözemediğim bir durgunluk ve huzursuzluk var. Elimde tuttuğum kitabı aralıyor ve bir kez daha Elif Şafak‘ın On Dakika Otuz Sekiz adlı romanına dalıveriyorum. Okuyorum, okuyorum, okuyorum… Sonra aniden otobüsün tüm ışıkları yanınca bir dinlenme tesisine geldiğimizi anlıyorum. Halide’ye dönmeden evvel yan tarafa dönüyorum ama o yine pencereden dışarıya bakıyor, karanlığa… Nesi var bunun? Kendini beğenmiş havalı şey diye geçiriyorum içimden. Sonra aman neyse diyor kalkıveriyorum koltuktan.

    Temmuz ayının ortasındayız ve müthiş bir sıcak var. Araçtan iner inmez Halide bir sigara yakıyor. Ben bunu biraz erteleyebileceğimi düşünüyor ve Halide’yi yemek salonuna doğru sürüklüyorum adeta. Karnımızı doyurup sigaralarımızı içerken aklım yine onda. Çok garip diye geçiriyorum içimden. Sonra Halide hadi Münevver diyor otobüsü kaçıracağız. Düşüncelerimden sıyrılıyor ve otobüse doğru yürüyorum ve sessizce Ayetel Kursi’yi okurken buluyorum kendimi; çünkü bu ayetlerin büyüsü, gücü ve koruyuculuğunu çok inanıyorum… “Onun kürsüsü, ilmi bütün gökleri ve yeri kucaklamıştır…”

    Otobüse binmiş, on yedi ve on sekiz numaralı koltuklarımıza kadar gelmişken karşılaşıyorum hâlâ bilincimden silemediğim o sahne ile. Halide’nin dili tutulmuş gibi. Onu hemen geçiveriyor ve olayı anlamaya çalışıyorum. Ağlayarak kabin görevlisi ile konuşan bu kadın o masmavi gözlerin sahibi…

    Ne oldu size hanımefendi, neyiniz var? Önce bir müddet ağlıyor, ağlıyor, ağlıyor… Hiç konuşmuyorum o ağlarken ama merak ve korku içerisindeyim. Sonra o masmavi gözlerle bana dönüyor ve “Ben ölüyorum biliyor musunuz?” diyor. Şaşırıyorum önce ve kuracağım cümleyi düşünüyorum. Kadın masmavi gözlerini gözlerimde ısrarla bekletirken yineliyor o cümleyi: Ben ölüyorum… Lütfen teselli cümleleri kurmak için zahmet etmeyin, ben ölüyorum… Neden ama diye soruyorum kadına yalvarırcasına ve uzanıp elini tutuyorum. Ben ölüyorum hanımefendi, ne acı ki kanserim ben, mide kanseri ve hastalık üçüncü evrede. Bir buçuk ayda yirmi kilo verdim, yiyip içemiyorum, an ve an ölüyorum anlıyor musunuz?

    İçim kıyılıyor, hayatımda ilk defa bir cümle kurmakta zorlanıyorum daha doğrusu ne diyeceğimi bilemiyorum. Lütfen beni yol boyunca yoklar mısınız, burada yığılıp kalacağımdan korkuyorum diyor o masmavi gözlerin sahibi. Tabi diyorum ve hemen ardından ekliyorum, lütfen isminizi söyler misiniz bana? Firdevs diye yanıtlıyor. Ben de Münevver diyerek kendimi tanıtıyorum. Kadın masmavi gözleri ile bakıyor bana. Tanrı’m kelimelerim tükendi. Bir tek cümle, lütfen bir cümle… Ama yok, hakikaten yok… Bu, bu kadar zormuş… Sonra nasıl oluyorsa “Siz rahat olun, bu yolculuğu güzelce tamamlayacağız Firdevs Hanım” diyorum. Kadın koltuğa yaslıyor sırtını ve yüzünü karanlığa dönüyor… Elimdeki kitabı okur gibi yaparken gözyaşlarına boğuluyorum ve Halide elimi sıkıyor…

    Sabah saatlerinde varıyoruz otogara. Eşim Hakan bizi almaya gelmiş bile. Firdevs Hanım’a onu evine bırakabileceğimizi söylüyorum. Solgun, rengi kaçık bir yüz ama masmavi gözler… Tabi, olur diyor. Sonra çok da uzak olmayan evine bırakıyoruz onu ve içtenlikle “İyi olacaksın” diyorum ona… Masmavi gözleri ile bakıyor bana, hepsi o… Daha fazla cümle kuramıyor eve gidinceye kadar ilk kez Tanrı’dan bir şeyi ısrarla diliyorum…

    Aradan üç ay geçiyor. Bir çiçekçiye gidiyorum önce. Bir çiçek yaptırıyor ve Firdevs Hanım’ı bıraktığımız sokakta birkaç yanlış denemeden sonra buluyorum evini komşularının yardımı ile. Kapıyı çalıyorum. Yine aynı mavi gözlerle karşılaşıyorum ama bu gözler on sekiz on dokuz yaşlarında bir genç kıza ait. İyi günler diyorum hemen, Firdevs Hanım için gelmiştim ben. Genç kız önce çiçekleri alıyor ardından gözyaşlarına boğuluyor, anlıyorum… Sonra genç kız içeri davet ediyor beni içini çekerek. İçeri de girsem, saatlerce de konuşsam ne değişecek ki? Üç ay önce bir yolculukta tanıştığımızı söylüyorum kızına… Anneme çok benziyorsun diyorum. Çeşitli cümlelerle dikkatini dağıtmaya çalışıyorum ama o sadece ağlıyor. Anlıyorum… Nedenini bilemeden genç kızla birbirimize sarılmış dakikalarca ağlarken ben Özdemir Asaf’ın o dizelerini anımsıyorum:

    Ağlamak

    Bazı acılarda yetmez

    Bazı ölümlere…

    Önceki İçerikSevgi dili
    Sonraki İçerikYürek yakan otopsi

    Haber Bültenimize Abone Ol

    En son haberler, teklifler ve özel duyurulardan haberdar olmak için.

    Çok Okunan Kategoriler

    Güncel Haberler