Haksızlığın haklı olduğu yer…
Author: Şeyma Okan
Published:
Last Modified:
İnsanlar doğup, yaşayıp, ölmek üzere senet imzalamışçasına bu yolu izler, bu düzen yıllardan beridir devam etmektedir.
Süreçte farklılıklar olsa da giriş, gelişme ve sonuç bugüne dek değişmedi ve değişmeyecektir. Hatta sürece ilaveler yapılıp fazlasını iddia eden din mensupları veya kabilerler veya da klanlar olsa da aksini bugüne dek kimse iddia etmedi. Belirgin ve ne net olan her şey bu kadar güzeldir. Doğumun öncesini, yaşam sürecini ve ölüm anından sonrası için türlü türlü ihtilafların olması can sıkıcıdır çünkü netliktir huzur veren, bilinendir mutlu eden. Bilinmezliğin hep bir sancısı vardır.
Sancı dedim Sartre’ın yaz yaz bitiremediği varlık sancısı. Yaşarken hayata tutunma zorunluluğu hiçbir sancının önüne geçmeyi başaramıyor, başardığı oldu ise o bir kaybediştir çünkü sancıya yenik düşüp hayata gözlerini yummuştur.
Tüm bu durumların opağında haksızın haklı olduğu noktayı ele almak istiyorum.
Bir mesele düşünün hakimin hakkında kurtarıcı olarak sunacak hiçbir yargısı yokken, önce bir ikileme düşüp ardından ışık hızıyla sihirli bir değneğin dokunuşu gibi lehine karar verildiğini düşünün.
Böyle bir meseleyi başınıza gelen, adına imkansız dediğimiz kurtarıcı/kurtulmuş anlarınızla karşılaştırabilirsiniz. Tam da böyle bir sebepten ötürü insanlar yaşarken bir bireyin alanını taciz etmediği takdirde kendi başına gelen birçok olay da haksız iken hak’lanmayı becerebiliyor.
İnanın, bunun için sayfalarca maddeler dizebilirim. Yaşarken incitmeden kendi sızısıyla yol alan ve ruh’una uyum sağlayamadığı bu dünyada haksızlıklarından beslenmiş haklılar var…