Gülüşün kodlandığı gün: Beden dili nerede, filtre nerede?
Author: Nur Orhan
Published:
Last Modified:
Bir zamanlar, Romeo Juliet’e bakınca onun gerçek duygusunu göz bebeklerinden anlardı. Göz teması, dudak büküşü, kaş çatışı… İşte bütün aşk romanları bu evrensel dilin üzerine kuruldu: Beden dili. İnsanlar birbirini konuşmadan bile tanır, sever, bazen de terk ederdi.
Ama sonra bir şey oldu. Tam olarak ne zaman oldu bilmiyoruz, ama selfie modasıyla birlikte olabilir. Gözler çekikleşti, dudaklar şişti, mimikler dondu. İlişkilerde iletişim organik iken, bir anda plastikleşti.
Tarihi kayıtlara baktığımızda, milattan önce 450’lerde Antik Yunan filozofları bile mimiklere önem veriyordu. Sokrates derdi ki, “Konuşmadan önce yüzünle anlat!” Şimdi Sokrates yaşasaydı, karşısındaki kişinin burnunun gerçekten o kadar küçük olup olmadığını tartışmakla meşgul olurdu.
Özellikle son yıllarda, kadınlar üzerindeki güzellik baskısı, estetik müdahaleleri neredeyse bir sosyal norm haline getirdi. Tabii ki herkes kendi bedeninde özgürdür, orası ayrı… Ama mesele şu ki: Kaş kalkınca “şaşırdı mı, yoksa botoks mu var?” diye düşünüyorsak, jest-mimik dili yerini şüpheye bırakmıştır.
“Ben seni kaşınla, gözünle sevdim” diyen eski şarkılar da çaresiz. Artık kaş da göz de filtreli.
Eskiden bir kadın utandığında yanağı kızarırdı, şimdi “allık mı bu, yoksa utanma mı?” diye ayırt etmek zor. Bir bakışla kalp çalınırken, şimdi HD makyajın altında bir yüz tanıma sistemi devreye girmek zorunda kalıyor.
Ama mizah bir yana, insan ilişkilerinde samimiyet hâlâ geçerli para birimi. Gerçek bir tebessüm, filtresiz bir kahkaha, sahici bir bakış… bunların modası geçmiyor.
Belki de çağımızın aşk tanımı şöyle olmalı:
“Seni, story’siz halinle de sevebiliyorsam… bu gerçek bir iletişimdir.”