Gönlün kapılarına dayanmak

Author: Esma Öztürk

Published:

Last Modified:

Sabah 5’ler… Avucumuzu Tanrı’ya döküp, yalvar yakar istediğimiz kalpler. Tunç gibi göğsümüzde taşıdığımız sevdalar.

Velev ki aldı Tanrı bu sevgiliyi bizden. Ne isyan, ne de sitem et Yaratıcına. Bil ki bizi imtihan eder, bil ki unutmuşsun sen gayrı, bil ki hatırla ister, yalvar ister, dök dilini avucunu. Günde 5 vakit kapına dayanırız o vakit Mevlam. Yetmez, gece de bilesin ki kapanmışızdır secdene. Açarız senin yarattığın, aciz topraktan ellerimizi. Ver deriz, nasip et deriz, nasip değilse olsun deriz. Sen ol dersin olur, ol de olsun deriz.

Sen değil misin Yüce Rabbim, Havva ve Adem’i cezalandıran. Onlar uğruna serilmedi mi bu elma? Bizler onlar için yeşermedik mi? Sen eyledin kullarını bu dünya ile yetmez dedin, arattırdın bu iki aşığı. Karanlıklarda bıraktın. Bizde karanlıklardayız Rabbim. Senin yolunda aydınlanmaya çalışıyoruz. Aradılar birbirlerini bu koca elmada. Ne Adem yıldı, ne de Havva vazgeçti. Ama şimdi karşında biz varız Rabbim. Bir yaralı ceylanız, çırpınıp duruyoruz, üstelik avcımız tarafından vurulmuşuz. Lakin biz o avcıyı arıyoruz, hem de karanlık içinde. Sen kavuşturdun Mevlam 130 yıl içinde. Velev ki bizim ne 130 yıla yetecek ömrümüz, ne de bizleri arayan kulların var. Kavuşturmak senin kudretin. Bu yüzden gecenin 5’i yine önünde, yine kapında, yine secdende sana yalvarmaktayız. İmtihan etme bu kullarını böyle, yalvarıyoruz vesselam, af diliyoruz af eyle, sevilmek isteriz kullarına onların sevgisi eyle, acımız dinmez, sevdamız düşmez yakamızdan, bu mudur bizim vebalimiz? Ne ettik sana söyle? Sevilmemek ceza mıdır? Ceza ise, bu kullarını azad eyle…