Ezberin sözcüleri

Author: Peyami Altunsuyu

Published:

Last Modified:

Her düşünce, kendini özgür sanan bir insanın gardırobunda asılı durur. Günü geldiğinde giyilir, uygun olmadığında yerine daha “mevsimlik” bir fikir geçirilir.

Bu yüzyıl, fikir sahibi olmaktan çok, fikir temsiliyetine özenenlerin çağındadır. Kendi zihninde yankı bulmamış, hiçbir acıyla sınanmamış, sorgulama görmemiş bir düşünceyi, papağan üslubuyla savunan insanlar… Tam anlamıyla birer zihin kiracısı. Kontratları kısa, fikirleri bayat, cümleleri sponsorludur.

Birey, tarihin hiçbir döneminde bugünkü kadar “ait” olmaya bu kadar aç kalmamıştı. Ait hissetmenin huzuru, özgür düşünmenin sancısından daha konforlu çünkü. Yalnızca ait olduğu yapının dilini konuşarak, entelektüel geçinen bir alt kültür yaratmak… Sloganlar, forum yorumları, podcast kesitleri, storylerde dönen manifestolar… Fikir sahibi olmadan fikir beyan etmenin en konforlu dönemindeyiz. Çünkü kimse senin gerçekten ne düşündüğünü değil, kime ait olduğunu merak ediyor.

Yani artık düşünce, bir kulüp tişörtü. Boynuna as, selfie çek, paylaş. Okunmamış kitapların arasına iliştirilmiş ayracın, yıllardır açılmamış bir sayfada duruşu gibi. Orada olmasının anlamı yok, orada gözükmesi yeterli.

Bugün düşünceler birer promosyon ürünü. “İki tweet’e bir retweet, bir tane de üstten göz kırpan fikir.” Etiket sistemine göre kümeleşen, ‘benimkiler’, ‘bizdenler’, ‘o tayfa’, ‘şunlar’ gibi flu kavramlarla tanımlanan gruplar içinde birey değil, tür temsilcileri yetişiyor.

Her fikrin duygusal bir karşılığı vardır. Ama her fikir duygusallaşınca körleşir.
Tarih, bunu defalarca gösterdi:

Bugün üniversite kampüslerinde, entelektüel görünen her figür, bağlı olduğu cemaate, gruba, ideolojik kooperatife uygun dozda konuşuyor.
Mesela:

İçinde yaşamadığı, üzerine düşünmediği fikirleri, bir bayrak gibi sallayan insanlar.
Rüzgâr sert esti mi ya da alan değişti mi, bayrak iner, başka renk açılır.

Fikir, acının damıtılmış halidir.
O yüzden her düşünce biraz kanamalıdır.
Ama “sözcülük” dediğimiz kavram, fikri sterilize eder.
Kanayan yeri sarar, cümleye kireç döker.
Sözcü olan kişi, yaşamadığı derdin, sorgulamadığı fikrin, sadece vitrini olur

Yani bu insanlar aslında fikir değil, dekor taşıyorlar.
Birini tutuyor, birini siliyor, birini filtreliyor.
Oysa gerçek düşünce, kendini sabote eden şüpheyle büyür.
Ama grup sadakati, bu şüpheyi hainlik gibi görür.

Türkiye’de her siyasi partinin, her dini grubun, her muhalif derneğin kendi “fikir memurları” var.
Tıpkı Bordrolu imamlar gibi…
Bordrolu fikir erbabı.
Ne düşüneceği belli, hangi habere nasıl yorum yapacağı net.
Otoriteyle ya da ötekiyle değil, kendi duygusuyla da kavgalı.
Çünkü içinden gelen her dürüstlük, bağlı olduğu yapıya zarar verebilir.
O yüzden susar ya da “sözcü tonlamasıyla” yeniden konuşur.
Sesi kendi değil, yankıdır.
İnanç değil, rol.
Düşünce değil, düşünce replikası.

Bakın sosyal medyaya:

Bu cümleler, düşünceyi değil, itaati dayatır.
Ve bu, bireyi değil, grup içi kopyaları çoğaltır.

Orhan Veli “herkesin bir dünyası var” demişti.
Bugün herkesin bir “DM grubu” var.
Orada konuşulmadan bir fikir beyan edilemez.
“Önce oraya danış, sonra tweet at.”
Siyasi doğruculuk, entelektüel cesaretten daha kıymetli.
Çünkü itaatin sürdüğü yerde bireysellik düşmandır.
Bağımsız düşünce ölçüsüzlük sayılır.

Zamanında “aydın” kelimesi bir övgüydü.
Bugün “taraflı olmayan” biri, pozisyonunu kaybetmiş biri olarak görülüyor.
Tarafsızlık zayıflık, sadakat cesaret sayılıyor.
Sadık olmak, özgün olmaktan daha önemli artık.
Ama sorun şu ki:
Sadakat fikre değil, sadece kulübe gösteriliyor.

İşte bu yüzden bu çağın en yaygın mesleği:
Zihinsel pazarlamacılık.
Kendine ait olmayan, içinde yaşamadığı, uğruna risk almadığı düşüncelerin freelance temsilciliği

Ama düşünce, freelance bir şey değildir.
Ona sahip olursun, onunla savaşır, onunla yanar, onunla düşersin.
O düşünce seni terk eder bazen, sen onu ararsın.
Sonra başka bir fikirle tanışırsın, ama bu sefer acınla test edersin.
Ve ancak o zaman, bir grubun değil, bir fikrin gerçek sahibisin demektir.

Bu yazı, kimsenin adına yazılmadı.
Hiçbir grupla uzlaşmadı.
Sadece, bu ülkenin çok düşünceli ama çok az düşünen evlatlarına ithaf edildi.

Sahi…
Siz hangi düşüncenin sahibisiniz?
Yoksa sadece biri adına mı konuşuyorsunuz?