​Emanet ve iradenin sınavı; Sokaktaki vicdan, masadaki hakikat

Author: Ramazan Suçek

Published:

Last Modified:

​Günümüz Türkiye’sinde her sabah bir “gürültü” ekonomisine uyanıyoruz.

Siyasetin sert köşeleri, ekranlardaki bitmek bilmeyen polemikler ve sosyal medyanın o “zihni bozuk” dehlizleri arasında, asıl meseleyi; yani insanı ve onun onur davasını ıskalıyoruz. Bugün sokakta yürüyen, metrosuna binen, pazar tezgahında rızkını arayan vatandaşın asıl kavgası ekonomik değil, bir “vakar” kavgasıdır.

​Sessiz Çoğunluğun Vakur Duruşu

​Bir yanda “modernite” adı altında köklerinden koparılmaya çalışılan bir kitle, diğer yanda ise hayatta kalma savaşını bir “onur madalyası” gibi göğsünde taşıyanlar… Türkiye’nin gerçek portresi, ne gösterişli plazalarda ne de kavgalı meclis kürsülerindedir. Gerçek Türkiye; on yıl sefalet çekse de harama el uzatmayan, izmarit topladığı kaldırımda bile namusunu bırakmayan, “boynu bükük ama vakur” olan o isimsiz kahramanların omuzlarındadır.

​”Nimetin Şükrü” ile “Hırsın Gözü” Arasında

​Toplumun en büyük sınavı, sahip olduklarıyla kurduğu ilişkidir. Rabbin verdiği nimeti üzerinde taşıyıp, bunun bir “emanet” olduğunu bilenler ile o nimeti bir güç ve kibir aracı olarak kullananlar arasında derin bir uçurum açılmaktadır. Bugün adalet, sadece adliye saraylarında aranan bir kavram olmaktan çıkmıştır. Adalet artık; esnafın terazisinde, işverenin işçisine bakışında ve en önemlisi, insanın kendi vicdanıyla yaptığı o gece yarısı muhasebesindedir.

​Geleceğin İnşası: Sefaletten Zafere

​Geçmişin travmalarını ve yaşanmışlıklarını bir “zırh” gibi kuşananlar için artık yeni bir dönem başlıyor. Türkiye, sadece betondan ve demirden değil, acıyla yoğrulmuş ama yıkılmamış iradelerden yeniden inşa edilecek. Çünkü biliyoruz ki; fırtınanın en sertini görmüş bir kaptanı, limandaki çalkantılar korkutamaz. 10 yıl boyunca “adressiz” gezenlerin, bugün bu vatana vereceği en büyük adres: Dürüstlük ve Sadakattir.

​Son Söz: Mühür Kimdeyse…

​Zaman, sadece geçip giden bir kronometre değildir. Zaman, bir “sabitleniş” sürecidir. Kimileri nankörlüğün, kimileri ise vefanın tarihine yazılır. Bizim ihtiyacımız olan; dijitalin ruhsuzluğuna kapılmış bir gençlik değil, ecdadının mühürlü ferasetini cebinde taşıyan, teknolojiyi ise bu mühürü dünyaya vurmak için kullanan “yeni zamanın bilgeleridir”.

​Unutulmasın ki; göklerden gelen bir karar olduğu gibi, yerden yükselen bir “Amin” ve bir “Hamd” de vardır. Ve o “Hamd”, tüm zihni bozuk planları boşa çıkaracak yegâne kuvvettir.