TRY - Türk Lirası
EUR
18,2355
USD
17,9126
GBP
21,6250
CNY
2,6489
23.5 C
Ankara
29.6 C
İstanbul
35.7 C
İzmir
7 Ağustos 2022, Pazar
Diğer
    Ana SayfaYazarlarElimin altında yontulmuş zaman, İzlerin ah izlerin

    Elimin altında yontulmuş zaman, İzlerin ah izlerin

    Züleyha Palo
    Züleyha Palohttps://haberton.com/
    Züleyha Palo 1983 Erzurum doğumlu, Kendinin farkına vardığından beri kitap okuyor Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Bölümü’nünden mezun oldu ve şuan öğretmenlik yapıyor.

    Haftanın Öne Çıkanları

    Şehrin tarihi dokusunda gezinen gözler, hasret… Bin yıl önceki izlerde gezinen eller, kesişmek uzak zamanlarda… Bin yıl önce mi yontuldu bu taşlar bin yıl sonraki dokunuşumu bile düşünmeden… Elimin altında yontulmuş zaman… Elimin altında zamanın izi, ölümsüz dokunuş…

    Hapishane duvarlarının arkası, göğün yüzü… Güneşin hep cömert olan ışıltısı, gecenin nefes aldırmayan karanlığı…  Sabahın başlamaları müjdeleyen kokusu, uzayan yaz akşamlarının asilliği… Mavinin umut etme davetkârlığı, siyahın sessiz direnişi… Kelebeğin yetinimliği, ergen yanılgısı, ihtiyar deneyimi, genç inadı, meczup inancı, Tanrı arayışı, kalp, ruh, sonsuzluk… Kelimelerin sunduğu özgürlük ruha… Ağacın ve çiçeğin kattığı renk doğaya… Denizin ve ırmağın mırıldandığı şarkı şehre… İnsanın kattığı anlam insana… Mezarlık kelimesinden yürüyen keder kalbe… Harflerden sızan yaş gözlere… Zaman ve kelimenin öç çılgınlığı; anı, acı… Biriktirmek bir zamanları… Geçmiş zaman özlemi, anının acımasızlığı, şimdinin yetmezliği, eksiklik…

    Şehrin tarihi dokusunda gezinen gözler, hasret… Bin yıl önceki izlerde gezinen eller, kesişmek uzak zamanlarda… Bin yıl önce mi yontuldu bu taşlar bin yıl sonraki dokunuşumu bile düşünmeden… Elimin altında yontulmuş zaman… Elimin altında zamanın izi, ölümsüz dokunuş… Kim bilir bu kilise duvarlarına ne eller dokunmuş… Zamana dokunduk seninle daha birbirimizden haberdar bile olmadan…

    Ey yontucu sen resmederken Meryem Ana’yı kucağında oğulcuğu ile ne hissettin, ne hissettin ki elimi yakıyor bu mermer… Ah dedin ateşi çağımıza ulaştı… Ey yontucu Tanrı’na ve İsa’ya duyduğun aşk öksüz değil, şimdi biz taşıyoruz onu kalplerimizde günden geceye, güneşten aya, gökten göğe…

    Elimin altında yontulmuş zaman, i̇zlerin ah izlerin
    Elimin altında yontulmuş zaman, İzlerin ah izlerin

    Aşkı, anlamı, zamanı, ölümsüzlüğü hangi kalbinle çizdin ki bu taşlara ellerin bakıyor gözlerimize… Sen yonttun, ben dokundum… Sen de âşıktın ben de… İlahi bir gücün eliyle bu kadar uzak zamanlarda buluşmak mümkün… Sen mermerdesin izlerinle, ben şimdideyim izleyişimle… Yontarken Tanrı’m dedi kalbin, dokunurken Tanrı’m dedi kalbim… Ey bin yaşındaki yontucu öldün sanma, izlerin ah izlerin… Sen yerin altında, Tanrı’nın kucağında ben yerin yüzünde aynı aşkla aynı sözcüğe sığınıyoruz: Tanrı’m…

    Her sabah uyanıp evden çıkarken yüzüme ve gözlerime çarpan güneşi seviyorum… Her akşam eve dönerken bana para verir mi acaba bu kez de diye yanıma yaklaşan sarı saçlı o çocuğu seviyorum, seviyorum mahalleyi cıvıltıları ile anlamlandıran çocukları, yarın oluşlarını… Bakkalda her gün aynı saatte akşam ekmeğini alan ve hiç bıkmadan her defasında bir merhabayı benden esirgemeyen teyzenin insan yanını, eve taşıdığı umudun ve ekmeğin kokusunu seviyorum…

    Şehrin tarihi dokusunda gezinen gözler, hasret… bin yıl önceki izlerde gezinen eller, kesişmek uzak zamanlarda… bin yıl önce mi yontuldu bu taşlar bin yıl sonraki dokunuşumu bile düşünmeden… elimin altında yontulmuş zaman… elimin altında zamanın izi, ölümsüz dokunuş…
    Şehrin tarihi dokusunda gezinen gözler, hasret… Bin yıl önceki izlerde gezinen eller, kesişmek uzak zamanlarda… Bin yıl önce mi yontuldu bu taşlar bin yıl sonraki dokunuşumu bile düşünmeden… Elimin altında yontulmuş zaman… Elimin altında zamanın izi, ölümsüz dokunuş…

    Ağaçlardan fışkıran oksijene, toprağın bağrındaki berekete, şehrin güneyini çevreleyip sadık bir dost gibi yıllardır bizi bekleyen asil dağa, dereye, ovaya, gözümü şenlendiren kelebeğe, sarı başağa, yeşil çayıra, yaşıyor olmaya, dost olmaya, anne yemeğine, arkadaş sadakatine, yıldızları ve ayı görebiliyor olmaya, uzun yaz günlerinin sıcağına, tenimi okşayan rüzgârın dokunuşuna, ruhuma sunulmuş sonsuzluğa, kalbimin kanaatine ve coşkusuna, anabileceğim güzel zamanların olmasına, özgürlüğe, hapishane duvarlarının arkasında olmamaya, keşfettiklerime, keşfedeceklerime, kelimelerin taşıdığı anlama, kelimelerin ruha nefes aldırıyor olmasına, önceye ve şimdiye, tüm bunların hepsine çok şükür Tanrı’m…

    Düşümde kaybolmuş zaman sabah, öğle, akşam rengiyle davet ederken beni yaşamaya ve keman bir kenarda inlerken ve piyano ruhumu arındırırken ya da boğarken anıya ve ikindi vaktinin gölgeli uzanışı beni hala o köşe başına, o taşa, o umuşa götürürken ve terk ediş hapsederken inada ve inat ısrar ederken ve geçmiş zaman gözleri ile anıya bakarken.

    Ağaçlardan fışkıran oksijene, toprağın bağrındaki berekete, şehrin güneyini çevreleyip sadık bir dost gibi yıllardır bizi bekleyen asil dağa, dereye, ovaya, gözümü şenlendiren kelebeğe, sarı başağa, yeşil çayıra, yaşıyor olmaya, dost olmaya, anne yemeğine, arkadaş sadakatine, yıldızları ve ayı görebiliyor olmaya, uzun yaz günlerinin sıcağına
    Ağaçlardan fışkıran oksijene, toprağın bağrındaki berekete, şehrin güneyini çevreleyip sadık bir dost gibi yıllardır bizi bekleyen asil dağa, dereye, ovaya, gözümü şenlendiren kelebeğe, sarı başağa, yeşil çayıra, yaşıyor olmaya, dost olmaya, anne yemeğine, arkadaş sadakatine, yıldızları ve ayı görebiliyor olmaya, uzun yaz günlerinin sıcağına.

    Şimdiye körken, bitmişken eski zamanlar, yeni anlamsızken, eski ölmüşken, ölüm hiç eskimezken ve çağlar devrilirken, dakikalar akrep ve yelkovanı hiç rahat bırakmazken ve adımız anlamını ararken ve yıllardır Dicle aynı yatağında akarken, Dicle ve Fırat Basra Körfezi’ni beslerken ve döngü tüm asaleti ile yolculuğuna devam ederken ve martı sabahı selamlarken ve kelebek baharı süslerken ve su aziz, ekmek azizken ve gölgeli sokağı adımlarken eve doğru ve kahve güzel kokuyorken ve gökyüzü en mavi dostken ve zaman çözülemeyen en garip gizken ve mahallenin çocukları büyürken ve gençler yaşlanırken ve yetişmeye çalışacağın hiçbir şey yokken

    Dinginken, yorgunken, yetinimli iken, eksikken, fazlayken, yakındaki uzakken,  anlamımızı ararken yolculuklarda mavi güzel, nisan güzel, sabah güzel, yüzümüzü ısıtan güneş güzel, bekleyiş güzel, Tanrı ve şükürle dolu kalp güzel…

    Uzamak isteyen birkaç cümle var dilimde hâlâ… Kelimelerle çıkıp gelecek bir anlamı arıyorum… Sonsuzluk desem, sadakat desem, sevgi aşktan anlamlı desem, kedilerin gözleri desem, balıkların nefesi desem, dağ başı sessizliği, kent kalabalığı, kış özlemi desem, akşam yorgunluğu desem, özgürlük, mavi, güvercin kanadı desem… Yetmez biliyorum kelimeler anlara, anlamlara, hislere… En son mavi diyeyim özgürlük ve sonsuzluk kalsın akılda…

    Haber Bültenimize Abone Ol

    En son haberler, teklifler ve özel duyurulardan haberdar olmak için.

    Çok Okunan Kategoriler

    Güncel Haberler