Duyguna hangi anlamı veriyorsun?

Author: Ayşe Gül Keskin Çetin

Published:

Last Modified:

Hiç durup kendine sordun mu: Aynı şeyleri yaşadığımız hâlde, neden bazıları çabuk toparlanırken bazıları aynı duygunun içinde uzun süre kalıyor?

Gerçekten yaşadığımız şey mi yoruyor bizi, yoksa yaşadığımıza verdiğimiz anlam mı?
Günlük hayat çoğu zaman küçük anlardan oluşur. Söylenen bir cümle, beklenen ama gelmeyen bir dönüş, fark edildiğini hissettiren ya da hissettirmeyen bir davranış… O an geçer, hayat devam eder. Fakat içeride bir şey olur. İnsan, çoğu zaman o küçük iç hareketi fark etmeden taşımaya devam eder.
Duygu tam da burada ortaya çıkar.
Ama duygu, tek başına doğmaz. İnsanın mizacı, hayata bakış biçimi, daha önce öğrendiği anlam kalıpları ve yaşanmışlıklarıyla birlikte şekillenir. Aynı olayın birinin içinde hızla yerini bulup sakinleşmesi, diğerinin içinde tekrar tekrar dolaşması bundandır. Herkesin iç ölçüsü farklıdır.
Yaşamda çoğu insan, tepkisini düzeltmeye çalışır. Daha sakin olayım, daha güçlü durayım, daha az etkileneyim ister. Oysa tepki, sürecin son halkasıdır. Asıl belirleyici olan, o tepkiye gelene kadar içeride nasıl bir anlam kurulduğudur. Anlam netleşmediğinde, duygu da yerini bulmaz.
Bazen bu fark ediş çok küçük bir anda belirir.
Cevap vermeden önce yaşanan o kısa duraklama…
Bir cümleyi söylemeden hemen önce içerden yükselen “burada aslında neyin karşılığı var?” hissi…
İşte dönüşüm tam olarak bu noktada başlar. Büyük bir karar alınmaz, hayat bir anda değişmez. Ama içerideki anlam haritası netleşir; duygu, kendine ait olan yere doğru hareket etmeye başlar.
Mizacını tanımaya başlayan insan, duygularıyla mücadele etmez. Ne bastırır ne de kontrol etmeye çalışır. Daha çok şunu yapar: Ayırt eder. Kendine ait olanla, kendine yüklenen olanı birbirinden ayırmaya başlar. Bu ayırt ediş, zamanla iç düzeni daha anlaşılır hâle getirir.
İlişkiler de bu farkındalıktan payını alır. İnsan karşısındakini değiştirmeye çalışmak yerine, kendi iç tepkisinin kökenine bakabildiğinde iletişim sertliğini kaybeder. Her şeyi kişisel almamak değil belki; ama neyi neden bu kadar kişisel yaşadığını fark etmek mümkün olur.
Elbette bu süreç her zaman tek başına ilerlemez. İnsan bazen kendi mizacını okuyamaz, anlam kalıplarını ayırt edemez. Bu noktada rehberlik, danışmanlık ya da dışardan alınan destek; içerideki farkındalığın açılmasına vesile olur. Yani dönüşüm içeride gerçekleşir, fakat çoğu zaman doğru sorularla ve doğru eşliklerle görünür hâle gelir.
Zamanla kişi şunu deneyimler:
Hayat çok değişmez, ama hayatla kurduğu bağ değişir.
Aynı olaylar yaşanır, fakat içerdeki karşılık daha düzenli, daha anlaşılır olur.
İnsan kendi iç ölçüsünü fark ettikçe, anlamlandırma biçimi daha berrak hâle gelir. Tepkiler yerli yerine oturur. Kişi kendini zorlayarak değil, kendini tanıyarak ilerler. Ve bu hâl, yaşamın içinde yavaş yavaş kök salar.
Belki de asıl soru şudur:
Bugün seni en çok zorlayan duygunun altında, nasıl bir anlam taşıyorsun?
Sevgiyle kalın…