Dizilerde karakter analizi: Kızılcık Şerbeti Nursema

Author: Çağdaş Özgül

Published:

Last Modified:

Dizilerde karakter analizi serisine başlıyoruz; Serinin ilk yazısında Kızılcık Şerbeti’nin sevilen karakteri Nursema’yı analiz edeceğiz.

Dizilerde karakter analizi serimizin ilk yazısında bugün Kızılcık Şerbeti’nin sevilen karakteri Nursema’yı Psikolog Yaren Şahin ‘le birlikte konuştuk. Ceren Karakoç’un canlandırdığı karakterle ilgili psikolojik analizimiz sizlerle!

Susmanın bir tercih değil, bir mecburiyet olduğu hayatlar vardır.
Kızılcık Şerbeti dizisinde bu mecburiyetin en görünür hâllerinden biri Nursema’dır. Geleneksel ve otoriter bir aile sisteminde yetişen Nursema, bireysel arzuları ile ailesel beklentiler arasında sıkışmış bir genç kadın olarak karşımıza çıkar. Peki bu sıkışmışlık ruhu nasıl şekillendirir?

Nursema’nın ruhsal dünyasını anlayabilmek için, içinde büyüdüğü aile yapısına bakmak gerekir. Bu ailede hiyerarşi ve itaat temel belirleyicilerdir. Duygular açıkça ifade edilmekten çok bastırılır; sevgi ise çoğu zaman koşullu, kurallara uyum ve beklentileri karşılama üzerinden sunulur. Böyle bir ortamda bireysel ihtiyaçlardan ziyade “ailenin namusu”, “el âlem ne der” ve “doğru olan” ön plandadır.

Bu yapı Nursema’da erken yaşlardan itibaren uyum sağlama, kendini geri çekme ve onay arama eğilimini güçlendirmiştir. O, sevginin yüksek sesle değil; kurallarla, beklentilerle ve zaman zaman da korkuyla gösterildiği bir evde büyümüştür. Nursema’nın dünyasında “iyi bir evlat olmak”, çoğu zaman kendi isteklerinden vazgeçmek anlamına gelir. Üzüldüğünde içine atmayı, kırıldığında belli etmemeyi; itiraz ettiğinde ise suçluluk hissetmeyi öğrenmiştir.

Aslında Nursema’nın ihtiyacı son derece basittir: görülmek, duyulmak ve anlaşılmak. Ancak ne zaman kendi sesini çıkarmaya çalışsa, karşısına “ayıp”, “olmaz” ve “bizde böyle” gibi görünmez ama sert duvarlar çıkar. Bir noktadan sonra insan, konuşmanın hiçbir şeyi değiştirmediğine inanmaya başlar. Nursema da tam olarak bunu yaşar; susmayı seçmez, susmaya alışır.

İlişkilerinde geri planda kalması, sınır koymakta zorlanması ya da mutsuzken bile uyum sağlamaya çalışması bir zayıflık göstergesi değildir. Bu, uzun süre kontrolün kendi elinde olmadığı bir hayatta ayakta kalabilmenin öğrendiği yoludur. Çünkü bazen insan güçlü olduğu için değil, başka bir seçeneği kalmadığı için susar.

Zaman zaman Nursema’nın küçük çıkışlarına tanık oluruz. Kısa bir bakış, yarım kalmış bir cümle ya da gecikmiş bir itiraz… Bunlar onun içinde hâlâ canlı olan benliğin işaretleridir. Bastırılmıştır ama tamamen kaybolmamıştır.

Nursema’nın hikâyesi bize şunu hatırlatıyor: İnsan bazen hayallerinden vazgeçmez; önce kendinden vazgeçmeye zorlanır. Kendi hayatının öznesi olamayan bir ruh, zamanla sessizlikle şekillenir. Bu sessizlik dışarıdan uyum gibi görünür; içeride ise bastırılmış bir benlik, yarım kalmış cümleler ve duyulmayı bekleyen bir çığlık taşır. Nursema’nın suskunluğu tam da bu yüzden bu kadar tanıdık ve bu kadar sarsıcıdır.