Çürümenin anatomisi

Author: Nurdeniz Akgün

Published:

Last Modified:

Çürümenin anatomisi… 6 Şubat Depremi’nden birkaç gün sonraydı. Öğretmenevinde yardım için koli yapıyorduk. Sonra bir adam geldi elinde bir koliyle. Nedir bu dedim. Kettle gibi bir şey duydum, anlayamadım. Tekrarladı. Kefen dedi. Tamam dedim, ben alayım…

Bir koli kefen taşıdım o gün. Hayatımda taşıdığım en ağır şeydi. Üstünde kocaman yazıyordu. “KEFEN” Üzerine bant çektim. O aralıktan gördüm belli belirsiz, karbeyaz rengi.

Orada oyuncak da paketledik, yiyecek de. Onları hayal etmek güzeldi. Yaşatacağı mutluluğu resmetmek güzeldi. İnsanı iyi hissettiriyordu. Yardım edebilmek, umut olabilmek, acıyı paylaşmak belki biraz iyi geliyordu. Ama bu acıyı insan hayal edemiyor. Gözlerini kaçırtan, sabahlara dek düşündüren bir şey bu.

Şimdi düşününce üzerinden 3 yıl geçmiş. O günkü kefenlerle birileri toprağın altında yatıyor. Ve sonsuza dek o kefenlerle yatacaklar. Neden sürekli birileri böyle toprağın altına giriyor dedim kendi kendime. Böylesine acılı böylesine sancılı. Öyle alelade de değil, kanırta kanırta. Hepimizi de peşinde sürüklercesine. Bedelini kimsenin ödemediği faturaları neden birileri böyle ödüyordu? Yarın sizin de bizim de itilmeyeceğimizin garantisi yoktu ki. İsimler değişir, olaylar değişir ama sonuç hep aynı. Hep birileri işlemediği günahlar yüzünden yanıyor hayattayken. Bu yanan can değilse nedir?

Soma’da Maden, Hatay’da deprem, Mersin’de yangın… Hepsi de felaket, facia! Dev masallarından fırlamışlar sanki. Sanki bunca yıllık insanlık hayatında ilk defa karşılaşılmış kötü kalpli devlermiş gibi. Valla Keloğlan da gelse bunu alt edemezdi, bizlik bir şey yok deyip kenara çekilmenin altını doldurmak için tasarlanmış söylemler. Biz bu dünyaya acı çekmeye gelmişiz. Bize ait olmayan acıları çekmeye, bize ait olmayan bedelleri ödemeye…

Acılar paylaşıldıkça azalmıyor. Korku kitleselleşiyor. Sıra bana mı gelecek diye korkuyor, belki çürüyoruz. Her gün, sıra bugün kimde diye uyanmak bizimki. Bizimki yaşamak değil. Bizimki çürümek, hatta tüm insanlarınki öyle. Sadece bazıları farkında ve bundan acı duyuyor, bazıları bu duygularını uyutmayı başarıyor. Uyutmayı başaranlar acı duyanlara akıl veriyor sonra. Bu döngü böyle sürüp gidiyor.

Filler tepişiyor ve bütün çimenleri bir korku kaplıyor. Çimeni içten içe çürüten işte o korkulu bekleyiş…