Bir milletin kalemi: İstiklal Marşı ve toplumsal hafıza
Author: Filozof Sosyolog
Published:
Last Modified:
12 Mart 1921’de Türkiye Büyük Millet Meclisi, bir milletin kaderini kaleme döken bir şiiri İstiklal Marşı olarak kabul etti.
Mehmet Akif Ersoy, ödül teklifini reddederek “Ben bu şiiri para için yazmadım.” demiş, ödülü Türk ordusuna bağışlamıştı. Burada görülen, bireysel çıkarın önüne geçen kolektif bilincin ve toplumsal sorumluluğun simgesidir.
Sosyolojik açıdan İstiklal Marşı, bir milletin toplumsal hafızasının somutlaşmış hâlidir. Mehmet Akif’in Safahat’a koymama gerekçesi “O benim değil, milletimindir” bu hafızanın, bireyden bağımsız olarak toplumsal bir mülkiyete dönüştüğünü gösterir. Marş, yalnızca Kurtuluş Savaşı’nın bir ürününden ibaret değil, aynı zamanda milletin bağımsızlık ve özgürlük arzusunun kolektif sembolüdür.
Marşın bestelenme süreci, 24 bestecinin katıldığı yarışmayla toplumsal katılımın bir göstergesidir. Ali Rıfat ÇAĞATAY’ın ilk bestesi kısa süre yürürlükte kalmış, 1930’da Osman Zeki Üngör’ün bugünkü bestesi kabul edilmiştir. Melodi, sadece bir müzik değil; milletin direnişinin, varoluş mücadelesinin ve toplumsal kimliğinin seslendirilmiş hâlidir.
Akif’in hasta yatağında sorulan “Acaba yeniden yazılsa daha iyi olmaz mı?” sorusuna verdiği cevap, marşın tarihsel ve sosyolojik bağlamını özetler:
“O şiir bir daha yazılamaz, onu ben de yazamam; onu yazmak için o günleri görmek, o günleri yaşamak lazım.”
İstiklal Marşı, bireysel bir yaratıdan ziyade, toplumsal bir belleğin ve kolektif kimliğin ürünüdür. Onun her dizesi, bir milletin acısını, direncini ve özgürlük arzunu bugün de canlı tutmaktadır.