Bir hayalin hafızaya dönüşme vakti

Author: Ömer Kırlı

Published:

Last Modified:

Muğla’nın taşına, toprağına, tarihine ve kültürüne aşık bir yazar olarak yıllardır bu toprakların hikayelerini biriktiriyorum. Heybemde yüzlerce yazı, kitap ve koca bir arşiv var. Ancak bazen öyle anlar gelir ki, ferdi çabalar yerini kolektif bir uyanışa bırakır. İşte Datça için o an, tam da bu andır.

​DATÇA KENT BELLEĞİ VE KÜLTÜR MÜZESİ…

Bu sadece bir proje değil; yarım kalmış bir cümlenin tamamlanması, yıllardır içimizde ukde kalan bir hayalin gerçeğe dokunmasıdır.

​ARAYAN MEVLASINI DA BULUR, KAYNAĞINI DA…

​Geçenlerde yeni çalışmam olan Muğla’da Kuvayı Milliye üzerine araştırmalar yaparken kritik bir kaynağa ihtiyacım oldu. İnternet çağında bulamadığım o belge için çıktım ofisten, vardım bizim Beyazıt Kitabevi’ne, Mutlu Ağabey’e anlattım. Sağ olsun, o memleket sevdasıyla İstanbul’daki sahaflardan öyle kaynaklar bulup getirdi ki, benim için her bir sayfası altın değerindeydi. İşte bizim çabamız tam olarak budur: Bir belge için dünyaları taramak, bir anıyı yaşatmak için omuz omuza vermek…

​“HER TÜRLÜ DESTEĞE HAZIRIM”

​Bu hayale omuz veren isim ise Mesut Yar. Kendisiyle olan hukukum eskiye dayanır; beni Türkiye’ye tanıtan, araştırmalarımda kaynak bulan, her anlamda desteğini esirgemeyen odur. Mesut ağabeyin üzerimdeki emeği büyüktür; ilmin kapısında duran bir talebe hassasiyetiyle, ondan öğrendiğim her harfin, açtığı her yolun kıymetini bilirim.

​Bugün birileri çıkıp “Buraları tanımıyor” diyebilir. Oysa Mesut Yar; Mustan Kemal’i de biliyor, Dursun Muslu’yu da… Belenköy’ün anatomisini de biliyor, bu toprakların genetiğini de. Bir keresinde ona Muğla bacasını anlatıyordum; öyle ciddi, öyle pürdikkat dinliyordu ki… Arkadaşım Berktuğ Karayiğit hemen araya girdi, “ÖMER ABİ, ADAM KOSKOCA ARKEOLOG!” dedi. Ben anlatmaya devam ettim, o ise aynı tevazuyla dinlemeye… İşte yetkinlik budur; karşısındaki bu topraklara dair bir değer anlatıyorsa, unvanını bir kenara bırakıp pürdikkat kesilmek…

​BU SESİ DUYMAK, BU HAFIZAYI KORUMAK GEREK

​Sevgili Özgür Çetin ağabey bu projeyi ilk duyurduğunda içimi büyük bir heyecan kaplamıştı. Çünkü onun işaret ettiği o “UNESCO” vizyonu, Datça’nın sadece yerel bir değer değil, dünya mirası olduğunun tescilidir. Ancak böylesine devasa bir adımın hak ettiği ilgiyi tam manasıyla görmemesi beni düşündürüyor.

​Bu müze; süngercilerin nasırlı elleri, Eski Datça’nın rüzgarı ve Yusuf Ziya Özalp gibi bu toprakların hafızasını satırlara emanet eden büyüklerimizin bizlere bıraktığı manevi bir vasiyettir. Knidos’tan süzülüp gelen o binlerce yıllık insan hikayelerini bugün anlatacak bir yerimiz yoksa, gelecekte anlatacak bir geçmişimiz de kalmayacak demektir.

​BİZ KİMİZ?

​Muğla, kültürü ve tarihiyle bir “Kültür Başkentidir.” Ben bunu söylediğimde en yakınlarım bile gülerken, Mesut Yar tüm projelerimi ciddiyetle inceledi, bu vizyona inandı. Şimdi sıra Datça’da.

​Bu müze, Datça’nın kendine verdiği bir sözdür. Tutulursa hafıza olur, tutulmazsa içimizde sızlayan bir eksiklik olarak kalır. Gelin, Datça’nın hafızasını birlikte koruyalım. Bu vefa borcunu bu topraklara hep birlikte ödeyelim.