Bir damlanın uyanışı: Suya dair unuttuğumuz hakikat

Author: Mehmet Aras

Published:

Last Modified:

Dünya üzerindeki en büyük sessizlik suyun içinde saklıdır. Gürül gürül akan bir nehir bile susar aslında; hakikati fısıldar ama bağırmaz. Biz ise bu fısıltıya çoğu zaman kulak vermeyiz.

Su, o kadar hayatımızın içindedir ki, en görkemli mucizeyi gözümüzün önünde kaybederiz: Yaşamın kendisini. Şöyle bir düşünelim… Bir bebek ilk nefesini aldığında, gözlerindeki parıltı neyle beslenir? Bir filiz topraktan başını çıkardığında, can buluşu neyle olur?Bir toplumun bereketi, huzuru, sağlığı neyden geçer? Cevabı basit ama kıymeti ölçülmez: Su. Suyu Unutmak, Hayatı Unutmak Demektir

Bugün büyük şehirlerde musluğu açınca akan suyu öylesine sıradan görüyoruz ki… Oysa o su, yüzlerce kilometre yol kat etmiş, dağlardan süzülmüş, barajlarda beklemiş, boruların içinden bize ulaşmak için adeta bir yaşam mücadelesi vermiştir. Her damlası bir tarih, her akışı bir emek, her serinliği bir nefes değerindedir. Ama biz ne yapıyoruz? Biraz daha fazla akıtsak ne olur diye düşünüyoruz… Boşa giden damlaya gözümüz kapalı kalıyor… Bir bardağı bitirmeden yenisini dolduruyoruz… Ve farkında olmadan hem kendi geleceğimize hem de doğaya ihanet ediyoruz. Su Yalnızca Bir Kaynak Değil, Bir Karakterdir

Evet, su bir karakterdir. Sabırlıdır; önüne engel çıksa bile akar, dolaşır, başka yol bulur.Temizdir; dokunduğu yerleri arındırır, yeniler, diriltir. Adaletlidir; zengini fakiri ayırmaz, herkese eşit yaklaşır. Ve en önemlisi, tevazu sahibidir. Düşünün, dev kayaları bile aşındırırken asla şiddete başvurmaz. Sessizliğiyle şekillendirir dünyayı. Bugün insanlık olarak suyun bu karakterine en çok ihtiyacımız var: Dinginlik, sabır, nezaket, paylaşım… Kuruyan Sular, Kuruyan Vicdanlardır. Dünyanın birçok yerinde dere yatakları boş, göller çekilmiş durumda. Afrika’nın bazı bölgelerinde bir tas su için çocuklar kilometrelerce yol yürüyor. Orta Doğu’da su, artık barış değil, savaş sebebi… Ve en acısı: Biz suyu kaybettikçe aslında insanlığın ortak vicdanı da kuruyor.

Bir toplumun gelişmişliği yalnızca teknolojisiyle değil, suyu koruma bilinciyle ölçülür. Çünkü suyu koruyamayan bir medeniyet, geleceğini de koruyamaz. Su, En Büyük Öğretmenimizdir Eğer suyu dinlerseniz size çok şey öğretir: “Akarak yol al” der; düşe kalka da olsa ilerle. “Kaldır içindeki fazlalıkları” der; temizlen, arın. “Güçlü olmak için gürültüye değil, sürekliliğe ihtiyaç var” der. “Kıymet bil” der; çünkü bir damla bile yaşamı değiştirir. Biz bu dersleri unuttukça doğa bize hatırlatmaya devam edecek. Kimisi sel olacak, kimisi kuraklık. Kimisi fırtına, kimisi sessiz bir sızıntı… Ama su, bize karşı düşman değil. Sadece “beni doğru kullan” diyor.

Son Söz: Suya Sahip Çıkmak, Yarına Sahip Çıkmaktır. Bugün içtiğimiz her yudum, çocuklarımızın yarınki hayatından alınmış bir emanettir. Bu emanete sahip çıkmak zorundayız. İsrafa dur demek yalnızca çevreci bir söylem değil; aynı zamanda vicdani, insani ve ahlaki bir görevdir. Su kıymettir. Su nefestir. Su, medeniyetin aynasıdır. Ve unutmayalım: Bir damla suyu kurtarmak, aslında bir geleceği kurtarmaktır.