Bir ağaç olmak
Author: Leyla Kaya
Published:
Last Modified:
Toprağın metrelerce derinliklerine, metrelerce de çevresine dağılıyor köklerim.
Sımsıkı tutundum, ihtiyacım olan özsuyu yaz kış toprağın en derininden, köklerim sayesinde, en yüksek, en uç dallarıma kadar çıkarabiliyorum. Ben belki de yüz yaşında bir çam ağacıyım. Yaşımı umursamıyorum, önemli olanın yaşadığım sürede gördüğüm, hissettiğim şeyler olduğunu biliyorum.
Bir süre öncesine kadar burada ormanda benim gibi çok çam ağacı vardı ve biz birbirimizle derin sohbetler ederdik. Fakat kısa bir süre önce insanlar gelip arkadaşlarımı kökleyip götürdüler. Onlardan boş kalan yerlere de villalar yapıldı. Burada bir üç katlı villanın bahçesinde, ben yalnız kaldım. Etrafıma bir duvar ördüler. Ama boyunuz yeterince uzunsa benim gibi, duvarlar, dışarda benim gibi ayakta kalmayı başaran diğer arkadaşlarıma uzanmama engel olamazlar. Ben de onlarla sohbet ediyorum. Eski ihtişamlı günlerimizi hatırlıyoruz ve gelecekten de hala ümidimiz var. Rüzgar ve arılar da konuşmalarımıza eşlik ediyorlar.
Tüm bu olanlardan sonra insanlardan nefret etmiştim. Onların seslerini duymak bile yapraklarımı dökmeme neden oluyordu. Çoğu zaman sıra ne zaman bana gelecek diye düşünüyordum. Bir gün boş kalan yerlere yeni fidanlar diktiler. Bunlar farklıydı. Fidanlarla konuştum, onların meyve fidanları olduklarını öğrendim. Bir tanesi ayva, biri nar, biri badem…Bu benim için son zamanlarda başıma gelen en güzel şeydi. Şimdiye kadar insanoğluyla tanışmam, bizi keserken, sökerken olmuştu. Onları fidan dikerken, sularken, diplerini havalandırırken görmek gövdemdeki odunsu damarları yumuşattı.
Eee ağaçların da kalbi vardır öyle değil mi? Bahçenin diğer ucuna da bir leylak fidanı diktiler. Leylak bana mahzun gibi geldi, çünkü bizlerden daha uzakta, tek başınaydı. Yalnız hissediyor olmalıydı. Bu duyguyu anlayarak dallarımdan birini ona doğru uzatmaya başladım. Ve rüzgar bizim fısıltılarımızı ona da yetiştirdi. Meyvelerin çocuksu neşeleri vardı. Çok geçmeden ilk meyvelerini verdiler. Tabii kuşlarda ziyaret etmekten geri kalmadılar. Dallarıma yuva yapıyorlar, meyvelerden yiyorlardı. Bir süre sonra bu eve yeni bir çift taşındı. İlk başta mesafeli durdum, gözledim onları, insandılar sonuçta. Sonra anladım ki ikisi de saf ve çocuk ruhlu. Neşeli kahkahaları vardı ve bizi seviyorlardı bu belliydi.

Benim gövdeme sarmaşıklar sardırdı, dallarıma da renkli kuş evleri astı. Her sabah kuşlara yem ve su koyuyordu. Böylece daha çoklarının gelmesini sağlamış oldu. Kadın her gün bahçede saatlerce oturup bizi seyreder ve şarkı söylerdi. Onu sevmiştim. Onun da bizleri sevdiğini hissediyordum. Benim neşeli çiftim Leylağın da dallarına bir çift kuş evi astılar. Galiba saka kuşları için. Her bahar leylak mor salkımlarını açarak kokusuyla çevremde bir hale oluşturuyor. Başım döner gibi oluyor bu güzel kokudan. Eh tabii yıllar geçti ve her şey gibi leylak da koca bir ağaç şimdi.
Biraz romantik biri fakat leylak, aşktan filan bahsediyor, gülümsetiyor beni. Bir bahar günü benim romantik çift, hummalı bir çalışmaya tutuldular. Biri toprağı çapalıyor, diğeri tohum ekiyordu. Ektikleri tohumlar içinde benim kozalaklarım da vardı. Ah bu kadınlar, galiba insanlara bakışımı kökünden değiştirecek, çünkü benim fidanlarım yeşerecek ve koca ağaç olacaklar. Galiba ağlıyorum, yo bunlar çam sakızı değil, benim gözyaşlarım. Çoğu insana göre biz ağaçlar hareketsiz duygusuz gelebiliriz, fakat şu anda kalbim bir yeşil fidanın ki gibi atıyor.
Söylemeyi unuttum, bahçenin uzak köşesinde yaşlı birkaç zeytin ağacı var. Onlar benden daha suskun ve bilge. Dünya kurulalı beri var olmuş olmanın bilgisini taşıyorlar. Bu da onları az ve öz konuşmaya itiyor. Zeytin çiçeklerini seviyorum, meyvelerini de, özellikle yeşilden siyaha hale hale dönmesini seyretmekten keyif alıyorum. Bu küçük meyvenin içinde ki yedi derde deva mucizeyi insanoğlu yüzlerce yıl önce keşfetmiş. Yine de bu kutsal ağaca bile zaman zaman zarar veriyorlar. Oysa ki doğa ana muhteşem bir şey. Her şey bir ve bütündür. Hepimizin bir ve bütün olduğumuzu ve hiç birimizin bir diğerinden ayrı olmadığımızı kavramalı artık insan. Her birimiz aslında hem farklı hem de aynıyız.
Farklı olduğumuzu hissetsek de, her zaman korunduğu muzu güvende olduğumuzu, sevildiğimizi içimizde duyumsa malıyız. Bu çoğu zaman zor olabiliyor, fakat evren bize çeşitli yollarla bu bilgiyi hatırlatacak işaretler gönderir.
İşte benim için bu işaret de sevimli çiftle tanışmam ve onların doğa için yaptıklarını görmem oldu.
İçimde insanlık için yeni bir umut uyandı.