Benin Tımarhanesi
Author: Sümeyra Dal
Published:
Last Modified:
Freud ile 21.yüzyılın asıl sorunlarından biri olan kişinin kendiyle baş başa kalamıyor oluşu üzerine düşündük. Fikirlerim onun hoşuna gitmedi. Amacım da zaten oydu. İnsanların yılın belli zamanlarında benin tımarhanesinde ihtiyaca göre beli sürelerde inzivaya çekilebileceği bir tesis kurmak.
Tımarhanenin etrafında da “kendine kaçmak” adlı pankartlar bulunmalı. İçerisinde ortalama büyüklükte odalar, odaların denize bakan pencereleri, bir yatağı, bir masası masanın üzerinde de boş kağıtlar ve kalem olmalı. Gelen ziyaretçiler karşılamak için, aşağılamaya hazır abuk sabuk bir grup insan olmalı. Nedenini daha sonra açıklarım. Vizyonumuz beli kişinin kendini tüm dış dünyadan absorbe edip kendiyle vakit geçirmeyi öğrenmesi, korkuları ve özgüvensizliklerinin derinine inmesi, bu sıradan yol gösterici olarak toplumun ve çağının tipik öncülerini değil kendini idol olarak ele alması ve tabi ki benin en kabul edilir halinden en çekilmez halini irdeleyip özüyle barışması. Kulağa karmaşık ve sıkıcı geliyorsa muhtemelen yeterince havalıdır.
Bunun mümkün olmayan yanlarını her ne kadar Freud ile konuşsak da ben misyonumuzdan da söz açmak istiyorum. Benlik algısı doğduktan sonra ortaya çıkan bir şeyken, kişilik dediğimiz şey tercihler ve tecrübeler üzerine inşa edilir. Bizler bu noktada insanlara biraz destek atmak niyetindeyiz. Çünkü insanlık olarak en çok kendi olamayışlarımız, kendimizi yanlış veya eksik tanımlıyor oluşumuz aslında bize dert olmaktadır. Başka şeyler değil. İsterseniz açıklayayım. Mesela adınız efendim. Doğduğunuzda size masa ismi konmuş olsun. Siz gerçek masa olarak tahayyül etmeyin tabi. Masa 21. yüzyıl için bile isim modası olmadı henüz. Yaramazlıklarınızda size söylenen de, sevmek için seslenen de aynı kelimeyle sizi çağırıyor. Siz bir süre sonra bunu benimseyip kendi benliğinizi masa ile özdeşleştirmeye başlıyorsunuz. Bu örneği kendi isminizle de deneyin isterseniz.
Ahmet kendini Ahmet oluşuyla, Mehmet kendini Mahmut oluşuyla özdeşleştiriyor. Şaka bir yana bize karşı kullanılan tanımlamalar da aynı şekilde bir süre sonra benliğimizin bir parçası haline geliyor. Size, çok kabasın veya çok sabırsızsın sürekli böyle yapıyorsun, bir kere de dürüst ol, söylemleri de aynı etkiyi yaratıyor. Bu açıdan bakıldığında benlik ve kişilikte tanımlamalar ve söylemler azımsanmayacak derecede önemli. Fakat başkalarının yaftaları başkalarına aittir. Sizin ise bu sözlere hak vermeniz başka, benimsemeniz başka şeydir. Ben ilk kez bu ayrımı 7-8 yaşlarımda anlamıştım. Aynada saçımı tararken birden kendi adımı söylemiştim. Çok tuhaf gelmişti çünkü normalde adımızı başkalarından duyarız. Sadece kendimizi birine tanıtırken ismimizi söyleriz. Adımızla kendimizi tanımlamak bu kadar sürüyorsa karakterimizi tamamlamak ve benimsemek kim bilir ne kadar uzun sürer. Daha kendi adıyla barışmayıp nüfus dairelerinde bunu değiştirmek için çabalayan insanlar varken benim kendi olmakla barışamayan insanlardan söz etmem hatırı sayılır bir gereksinim değil mi?
Gelişen teknoloji, kolaylaşan yaşam şartları ve edinilen yeni alışkanlıklar arasına bir de benin tımarhanesini eklesek. Kendi olmanın zor ama faydalı yolu desek ne olur sanki. Mehmet ile Mehmet hakkında konuşsak mesela. Daha kolay anlamanız için kendi adınızı verdiğim örnekle değişin lütfen. Hepimizin uğradığı haksızlıkları, yapılan yanlışları, geç kalınmış özürleri, söylenen yalanları, hayal edilen güzel günleri, içinde kalan hevesleri, içine edilen niyetleri, haksızlıkları kendiyle konuşmaya ihtiyacımız var. Hani eskilerin bir lafı var. Kendine gel derler mesela. Silkelenmeye telkin amaçlı söylenir. Bir de şey var kritik anlarınızda mutlaka size söylenmiştir, kendinde misin? Ama bizim kendimize gelmeye değil kendimize gitmeye ihtiyacımız var. Bu dediklerimden birkaç parça şey akılda kalmışsa tebrik ederim benin tımarhanesine girmeye hak kazandınız. Kaldığınız süre size huzur verene kadar kalmaya devam ediniz. Masanızdaki kağıtlara notlar tuttuysanız kendiniz olmaya karşı yapıcı niyetleriniz var demektir. Kendi olmaya koyulmanın benin tımarhanesi dememin yani tımarhane kelimesini kullanmamın da nedeni var.
Osmanlı döneminde akıl hastalarına verimli olabilmeleri için atları tımar etmeye tımarhaneye yollamışlardı. Bizlerde benliği tımar etmek için benin tımarhanesini sizlerin huzuruna getiriyoruz. Kendinizi kendinizle tımar etmekten daha faydalı bir şey bulamazsınız. Benin tımarhanesine ülkece hatta evrensel olarak ihtiyacımız var. Bir kişilik gereksinimi olarak İnsan haklarına eklenebilir. Benin tımarhanesinden çıkarken sizi uğurlayacak olan barbar küçük insan grubuna sevecen tavırlar gösterip iyisiyle kötüsüyle her şeyiyle hayatı bağrınıza basmanız, kendinizi daha özgün ve özgür hissederek ayrılmanız ümidimizdir. Bir dahaki sefere düşünmek dileğiyle şimdilik kendinizle kalın.