TRY - Türk Lirası
EUR
20,382
USD
18,824
GBP
22,691
CNY
2,778
5 Şubat 2023, Pazar
Ana SayfaYazarlarBen sende bu kadar ölmemeli idim!

Ben sende bu kadar ölmemeli idim!

Züleyha Palo
Züleyha Palohttps://haberton.com/
Züleyha Palo 1983 Erzurum doğumlu, Kendinin farkına vardığından beri kitap okuyor Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Bölümü’nünden mezun oldu ve şuan öğretmenlik yapıyor.

Haftanın Öne Çıkanları

Beste ışıltısını, enerjisini, bu günden yana olan coşkumun birazını alıp gitti yanımdan. Arkadaşları ile buluşacakmış hayat yanım.

Sevgili torunum anlamsızlığın çağırdığı ya da ağır bir anlamın altında ezileceğin ileri yaşlara varmadan yaşa hafif bir ruhla. Zaman bir geriye dönüş olmadan anda kalabileceğin anları yaşa. Bazı ışıklar bile karanlığı çağıracak, kaç ordan. Elimdeki kitaba dalıvermişim. Okuyorum! “Kimse bu kadar ölmemeli…” Ne yapmış bu yazar bu kitapta Allah aşkına! Daha fazla okuyamayıp müzik açmakla uğraşıyorum.

İşte o an çalıyor telefonum. Ekranda tanıyamayacağım bir numara. İçine doğmak diye bir şey yok. Yok, bekliyordum zaten. Ölmeden önce o da beni görmek isteyecek, bekliyordum! Zamanı o da irdeleyecek, o da yaklaşmak isteyecek anıya. O an bu an mı? Açıyorum telefonu. Evet, bu an!

“Tanıdın mı İncila?”

“Daha erken bekliyordum İnci.”

“Tanıdın!”

“Tanımaz mıyım?”

“Hangimiz hangimizi affetmeli bilmiyorum.”

“Sen İnci, sen affet beni.”

“Hayır, bunun ağırlığını bana yükleme.”

“Gelebilir miyim sana?”

“Ben gelmeliyim.”

Ben sende bu kadar ölmemeli idim!
Ben sende bu kadar ölmemeli idim!

O gün becerebildiğim kadarı ile İnci’ye adresi veriyorum. Hafta sonu olsun diyor. Yetmiş dört yaşında ne işi varsa delinin. İtiraz etmiyorum. Gel yeter ki. Elli yıl öncesinin kördüğümünü de olsa al gel! Kırgınlığını, bölüşemediklerimizi, kikirdemelerimizi delice, bitmemişliğimizi, en çok sevdiğimiz şey arka bahçede gün batımını izlemekti işte onu, üşüyerek içeri girmelerimizi, sarılmalarımızı, radyodaki frekans kavgalarımızı, senin yenilmişliğini benim anlamsız kazanmışlığımı… ah İnci, kardeşliğimizi al gel! Gel, ne kadarım sende, bunu görmeyi istiyorum. Ne kadar öldürdün beni acaba bunu bilmek istiyorum! Elli yıldır bir ölüymüş gibiyim ya senin için.

İki gün sonra sabah erkenden uyanıyorum. İnci gelecek, elli yıl öncesi… Zaman sadece bir geriye dönüş anı olacak. İncineceğiz, en çok da o incinecek. Çok mütevazı, yetinimli, fedakârdı. Bense aptal kibrinin içerisinde kendinden başkasını umursamayan şımarık İncila! Kendisini neden ancak yıllar sonra görebiliyor insan? Öğrenmek neden zaman istiyor? Belki de kendime hiç bakmadım bile! Anlamımı çok geç bir zamanda buldum, yapayalnız kaldığımda! İnci gelecek, elli yıl öncesi… Zaman sadece bir geriye dönüş anı olacak.

Gün ilerliyor o sabah. Güneş heyecanımın üzerine yükseldikçe yükseliyor. Dupduru gökyüzü gözlerime bakıyor. Aynı rengi paylaşıyor gözlerimle gökyüzü. Turgut da bakardı gözlerime. Gözlerin İncila, gözlerin derdi. Severdi. Hayat arkadaşı bu kadar erken terk etmez Turgut, çok erken terk ettin. Çok erken yoruldu kalbin. Neden Turgut geldi ki aklıma şimdi? Kalkıveriyorum kanepeden. Mutfakta bir şeyler hazırlıyorum İnci’ye. Sağlıklıyım bu yaşıma rağmen. Ben yıpranmadım ki zaten hiç. Sevilen ve sevilememenin acısını yaşamayan hele de şımarık bir ruha sahip olan yıpranmaz. Yıpranmadım.

Ancak son zamanlarda ruhum sancıyor. Pişmanlıklar! Kayıplarım mı tüketti beni böyle? Eşimi ve üç kızımı kaybettim. Sonsuzluğa benden evvel gittiler. Anının yükünü bana bırakıp gittiler. Gitmek mi kalmak mı? Kalmak zor, geride kalmak çok zor! Bu, son zamanlarda iyiden iyiye ağır gelmeye başladı. Ve yirmi bir yaşından itibaren henüz hayattayken kardeşinin kalbinde ölmek de zor, çok zor. İnci, kardeşim ne kadar öldüm kalbinde ne kadar yaşadım? Sen hep haklı idin! Çünkü Tanrı sana çok asil bir ruh vermişti, asaletinden vermişti. Ah şımarık İncila, bunu neden bu kadar geç fark ettim? Neden vazgeçmedim?

Seviyordu işte Turgut’u. Fark ettin ve vazgeçmedin! Hak ediyorsun şimdi bu ruh sancısını. Şerbetli tatlılardan yapmalıyım İnci’ye. Az kızarmış lokum, zeytinyağlı sarma ve bir de sütlaç. Seninle kaç kez kaşıkladık bu sütlacı? Gel, yine… Hep geride tutardın kendini. Bense o doymaz iştahımla silip süpürürdüm her şeyi. Ben hiçbir asaleti hayatımda bu kadar kıskanmadım! Ben seni hiç hak etmedim İnci. Ama geliyorsun bak yine de, soyluluk yapıp geliyorsun. Ben seni hiç hak etmedim.

People looking picture album - yazarlar - haberton

Beste elli yıl sonrasının buluşmasına, belki gözyaşlarımıza, belki susmalarımıza, anmalarımıza, kalplerimizin özür dilemesine izin vermek için çıktı gitti erkenden. İnci Anneanneme onu çok sevdiğimi söyle dedi. Burdayım İnci, az sonra geleceksin zaman bir geriye dönüş anı olacak. Hangi anıdan kaçacağımızı çok iyi biliyorum.

Saate bakıyorum on iki olmak üzere. On ikide orda olurum demişti. Gece yarısından sonra değil bu kez gündüz vakti bozulacak büyü. Konuşacağız, o masum ve asil Külkedisi olacak, ben kötü kalpli kraliçe. Bunu çok iyi biliyorum. Bu zaten hep böyleydi. Aynalara hep ben baktım, güzeldim. İnci gölgede kaldı. İnci benim şımarıklığımın gölgesinde kaldı hep kalbindeki o asil sevgisiyle, aşkıyla. Neden vazgeçmedim ben sanki neden? Sevmiyordum sonuçta seviliyordum. Ve sevmek çok daha yüce, çok daha kutsal bir şey. Seviyordun ah İnci çok seviyordun.

Portakal suyu sever İnci, onu da ekleyince masaya her şey tamam oldu. Geçtim kanepeye, kendimi esir aldım ve bekliyorum. Az sonra İnci gelecek ve zaman bir geriye dönüş anı olacak, bağışlanma dileyeceğim gözlerimle. Elli yıl öncesinde gezineceğiz. Bilgisayardan müzik mi açsam acaba? Onun sevdiği. Timur Selçuk, Beni Kör Kuyularda Merdivensiz Bıraktın. Bıraktık İnci bıraktık, Turgut ve ben seni kör kuyularda merdivensiz bıraktık. Aslında sen hep aydınlıktın, biz karanlık kuyumuzda kaybolduk.

Turgut kırk beş yaşında çıktı o kuyudan sonsuzluğa giderek. Bense dolaşıp durdum orda hep bir gökyüzü arayarak. Kapı çalıyor. Kardeşim kapıma gelmiş asilliği ile. Heyecanlıyım, cümlelerim bana yardım edin. Kalkıyorum kanepeden. Kapıyı açacağım işte şimdi. İlk anda ne yapmalıyım? O neye izin verirse o olmalı. Zaman bir geriye dönüş anı olmaya ondan başlamalı. Ne isterse o! O kadar, sadece o kadar. Açtığım hiçbir kapı bu kadar zorlamamıştı beni…

“Geldim İncila.”

“Ben bunu çok istedim, yıllarca istedim. Elli yıl.”

“Beni içeri almayacak mısın?”

“Heyecanlıyım İnci, çok heyecanlıyım.”

Elimi tutuyor ve içeri giriyor. Gel şöyle oturalım diyor. Bir yıl var aramızda. Bir yaş küçük olmanın verdiği enerji olamaz bu. Bu, onun güzel kalbinin enerjisi. Avuçlarının arasında elimi tutuyor sıcacık. Bu kadar yakınken bu kadar uzak olmak. Sarılamıyorum. Elli yıl mesafe koymuş araya. Soğukluk değil aptal bir mesafe.

“Gözlerinden zaman hiç geçmemiş. Yine aynı masmavi İncila.”

“Yine aynı şımarık bakışlar değil mi?”

“Hayır, güzel bakışlar.”

“Yüce gönüllülüğünle beni ezmeye mi geldin?”

“Böyle yaparsan kendini esirgersin benden, kalkıp gitmek zorunda kalacağım.”

“Öyle ama…”

“Hayır, mütevazılığı bırak; izin ver doyalım birbirimize. Gözlerin hâlâ çok güzel.”

“Tamam, sen ne dersen o.”

“Masa hazırlamışsın, bu kokular çok tanıdık.”

“Geçelim istersen.”

“Hiçbirini unutmamışsın. Sütlacı bile.”

“Unutmadım.”

Bekliyor gözleri sütlaçta, benim de. Kaşığı alıyor, ben de. Sonra gözlerime bakıp bekliyor. Anlıyorum. Uzanıyorum sütlaca, o da. Önce gözyaşlarımızı yutmaya çalışıyoruz, sonra sütlacı. Tutma lütfen kendini İncila diyor. O da tutmuyor kendini. Bir birikmiş pişmanlık ve özlemi bırakıyoruz, ağlıyoruz. Elli yıl öncesinin o pembe boyalı odasında biz şimdi o sütlacı kaşıklıyoruz. Zaman geriye dönüş anı olurken şimdi İnci her zamanki gibi yapıp geride tutuyor kendini. Hep benim yememi bekliyor. Hep bunu yaptın zaten İnci diyorum, hep bunu yaptın ve bana bir ruh sancısı bıraktın. Sen neden hep benim gölgemde kaldın diyorum. Senin aşkın da benim şımarıklığımın gölgesinde kaldı zaten diyorum. Sus ve ye diyor. Susuyorum. Yiyoruz iç çekişlerle. Kardeşim…

Bu kadar yıl benimle görüşmemek için hiçbir cenazeye gelmedin. Beni öldüren kaç ölüm yaşadım, gelmedin. Sadece bu yüzden affetmem seni. Ben sende bu kadar ölmemeli idim.
Bu kadar yıl benimle görüşmemek için hiçbir cenazeye gelmedin. Beni öldüren kaç ölüm yaşadım, gelmedin. Sadece bu yüzden affetmem seni. Ben sende bu kadar ölmemeli idim.

“Lokumlar çok kızarmış, az kızarmışı severim ben.”

“Unutmadım bunu ama yaşlılık.”

“Ben de yaşlandım be İncila. Baksana halime.”

“Yok, güzelsin. Çok güzelsin hâlâ.”

“Bizim evin güzeli sendin, abartma.”

“Turgut’u sevdiğini biliyordum.”

“Bunu hiç konuşmasak, hiç olmamış gibi hiç konuşmasak?”

“Biliyordum.”

“Sus lütfen.”

“O beni seçti, sevilen oldum. Ama sevmek çok kutsal. Sen hep o kutsal tarafta kaldın. Benimki sadece sevilmenin şımarıklığı idi.”

“Konuşacak mıyız?”

“Susalım.”

Susuyoruz. O susma anında içimden sadece İnci’yi çok özlediğimi düşünüyorum. Sadece bu. Hiçbir cümleye başlamak istemiyorum. Ama başlıyor İnci:

“Beni affedecek misin?”

“Bu kadar yıl benimle görüşmemek için hiçbir cenazeye gelmedin. Beni öldüren kaç ölüm yaşadım, gelmedin. Sadece bu yüzden affetmem seni. Ben sende bu kadar ölmemeli idim.”

“Haklısın.”

“İnci kaybetmek zor biliyor musun? Turgut’u ve kızlarımı kaybettim. Gelmeli idin.”

“Haklısın.”

“Hayatta olmana rağmen seni de kaybettim. Gelmeli idin.”

“Haklısın.”

“Ela yirmi bir yaşında kıydı canına. Asaf daha fazla dayanamayıp öldü. Arkadaşlarımız da eksildi birer birer. Senin yokluğun iki türlü idi ben de. Hem kardeşsiz hem arkadaşsız bıraktın.”

“Haklısın.”

“Haklısın deyip durma. Elli yıl İnci.”

“Bana bir neden sorma. Sorma İncila!”

“Hep gölgemde kaldın evlenip gidinceye kadar. Belki de gölgemde kalmaktan korktun yine.”

“Tamam. Zaman oyununu oynadı, gün döndü, gün battı. Telafi etmek şimdiye kaldı.”

“Ne yapalım biliyor musun? Sen kahveyi iyi yapardın. Gir mutfağa, bir kahve yap bize. Albümü alıp tozlu sayfalarında bulmaya çalışalım eski kederlerimizi.”

“Sen hep tapardın anıya, hâlâ mı öylesin?”

“Bana anıdan başka ne bıraktınız?”

O gün saat altıya kadar oturduk, konuştuk İnci ile. Pembe boyalı odadaki iki genç kız gibi kirkirdedik bile. Üç kez kahve yaptık. Timur Selçuk’u açtığımda bunu yapma dedi. Hayır, dinle ve git o anlara dedim. Andık ve gençleştik. Andık ve sağaldık. Andık ve tazelendik. Andık ve belki de birbirimizi affettik. Anının şefkatli büyüsü o aptal mesafeyi aldı götürdü aramızdan. Elimi öptü deli kız, sarıldım ben de.

Zamanın yüklediği günahlarımızdan, kırgınlık ve pişmanlıklarımızdan arındık. Biz o gün zamanın bir geriye dönüş anında ne çok, ne güzel iyileştik… Bir sonraki buluşmamız İnci’de olacak. Zamanımız belki de çok kısıtlı. Bir günü boş geçirmemeliyiz! Acaba gittiğimde ona İnci de benim çok sevdiğim şarkıyı anımsayabilecek mi? Hani büklüm büklüm boynunda, hani paramparça ruhunda, hani soran gözlerle kapında, bekleyen dargın anıların gibi…

Fikrinizi Belirtin

Haber | Yazı ne kadar ilginizi çekiyor?
Haberi | Yazıyı ne kadar beğendiniz?
Görseller Haber | Yazı ile ne kadar alakalı?
Haberi | Yazıyı Arkadaşlarınıza önerme şansınız ne kadar?

Reviews (0)

Bu makalenin henüz bir incelemesi yok. İlk incelemeyi siz yapın!

Çok Okunan Kategoriler

Güncel Haberler

İlgili Haberler