TRY - Türk Lirası
EUR
19,329
USD
18,637
GBP
22,411
CNY
2,598
29 Kasım 2022, Salı
Ana SayfaYazarlarBen bir gün dayak yemedim. Bir gün!

Ben bir gün dayak yemedim. Bir gün!

Züleyha Palo
Züleyha Palohttps://haberton.com/
Züleyha Palo 1983 Erzurum doğumlu, Kendinin farkına vardığından beri kitap okuyor Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Bölümü’nünden mezun oldu ve şuan öğretmenlik yapıyor.

Haftanın Öne Çıkanları

Ben bir gün dayak yemedim. Bir gün! O günü hatırlayınca anneliği de hissediyorum iyice bir. Ben o gün anne oldum. Annem gibi yapmadım, korudum çocuğumu.

Eh artık temizle de temizle Sultan. Elinden gelen bu. Ha, gelmez miydi elimden doktor, öğretmen, hemşire olmak? Ah baba, seni affetmiyorum. Benim ömrüm bir başlık parası değildi. Seni affetmiyorum. Bari satacaksan uyanık duran birine satsa idin. Gece gündüz içiyor, bana da Mahir’i idare etmek düşüyor. Hey Ya Rabbim, gebermiyor da; beni satın aldığında elli beş yaşında idi, kızımız yirmi yaşında şimdi, gebersene be adam.

Aman neyse, şu camları da sileyim hele. Hanımefendi iyi sil anlamına gelen cümleler kurmuştu. Hakkını yemeyeyim kibar kadın, dolaylı yollarla daha temiz iş yapmamı anlatmasını biliyor. Eh be hanımım direk yüzüme de söyle, gerekirse kır; ben her akşam en sin kaf küfürleri duyuyor, kapanış olarak da temiz bir dayak yiyorum.

Ben bir gün dayak yemedim. Bir gün!
Ben bir gün dayak yemedim. Bir gün!

Ben kendimin tükenmesine izin vereli yıllar oldu. Ve beni bu tüketenler hep birinci dereceden yakınlarımdı. Babam, amcalarım, annem, kocam. Şimdi sen bana Sultan Hanım pencereleri silerken çok iyi temizleyici kullan diyerek kırmamaya çalışıyorsun. Bu beni daha çok yaralıyor, nezaketi görüyorum ve böylece hayatımdaki eksikliğinin büyüklüğünü. De, de Sultan pencereleri doğru düzgün sil be kadın de; kırılmam…

Bu köşk gibi evdeki pencerelerin toplamı bizim evin üç katı. Yok, derdim evimizin küçük olması değil, derdimizin büyük olması. Yoksulluk bir dert değil de kendimizi ve birbirimizi göremeyişimiz dert. Yıllar oldu, Mahir beni görmüyor ben Mahir’i. Birbirimizin gözünün önündeyiz oysa her gün. Belki de bu yüzden Mahir bol bol dokunuyor bana sopayla, tekmeyle, tokatla. Bitmiyor ah, bitmiyor! Bir gün zehirleyip geberteyim diyorum, neye yarayacak; ben hapse gireceğim, kızım da ortada kalacak.

Bir gün bu adam sarhoş gelmedi eve. Düşmeden geziyor, güzel laflar da ediyor. Sultan kız sen bu eteği hep giy, çok yakışmış. Dedim adam kendi rekorunu kırdı kibarlıkta, şansım dönüyor mu ne? Girmişim otuz beş yaşıma; satılmışım, itilmişim, dövülmüşüm, silinmişim, saygı görmemişim, şansım dönecek. Peh, izler ya izler? Vücudumdakilerden bahsetmiyorum, ruhumdaki izler. Hiç mi güzel iz olmaz insanın ruhunda, hiç mi güzel anı? Var.

Evlenmeden yani satılmadan önceki son yaz. On beş yaşıma girmişim. Kuzenlerimle doğum günümü kutluyoruz. Lise ikiye geçmişim. Kafam zehir gibi. Kuzenim Perihan soruyor. Sen ne olacaksın kız Sultan? Hiç düşünmez doktor derdim. Derdim…  Sınırsız bir gökyüzünün ruhuma fısıldadığı özgürlük, umut; yeşile gizlenmiş huzur, dere kenarlarında haykırdığım türkü, okul yolunda planladığım gelecek, kitaplarda çoğaldığım cümleler, şiirde keşfettiğim aşk, öğretmenimde tanıdığım nezaket, bakmak, görmek, var olmak…

Ben bir gün dayak yemedim. Bir gün! O günü hatırlayınca anneliği de hissediyorum iyice bir. Ben o gün anne oldum. Annem gibi yapmadım, korudum çocuğumu.
Ben bir gün dayak yemedim. Bir gün! O günü hatırlayınca anneliği de hissediyorum iyice bir. Ben o gün anne oldum. Annem gibi yapmadım, korudum çocuğumu.

Ve ben on beş yaşımda idim… Şimdi otuz beş yaşında bir gölgeyim. Hüznün, cesaretsizliğin, gözyaşının, kavganın, var olmanın, yok olmanın, dilemenin, ummanın, kadın olmanın gölgesi ve kısık sesi. Ey be Sultan. Bu alengirli cümleleri de nerden kuruyorsun böyle. Vay vay kelimeye bak. Alengirli. Kız sen bu entelektüel insanlara ait kelimeyi de nerden buldun? Kurulur böyle cümleler, acı ve sessizlik, saygı görmemişlik, unutulmuşluk ortasında ruhundan seslenebilir böyle cümleler. Kitap okumam, arada sırada gazete. Alengirli sözcüğünü de kızım söyledi.

Bahar üniversiteye gidiyor. Çok akıllı, vefalı, beni de sever. Çekme bu adamın kahrını be anne. Gel gidelim karakola. Ben sana tanıklık ederim. Şiddet görüyorum de ve boşan kurtul. Ah ben bunu bilmiyor muyum? Bilmiyor muyum bir çırpıda kurtulmayı?

Senin için be çocuğum; dayağa, küfre, saygı görmeyişe, yani kaybolmaya dayanmam senin için. Toysun aklın almıyor, ben bu adamı boşarsam hayatı zindan eder sana. Benim yumuşak karnımı biliyor, sensin! Arada sen biteceksin. Kinlidir deve. Bahar koydum kızımın adını, hayatı da bahar olsun diye. Olacak, Baharların hayatı bahar olacak. Yeter ki anneler biraz bilinçli olsun. Bunun için illa da okumak gerekmez ki; sezgi, sevgi, ileri görüş… Benim adımı da Sultan koymuşlar. Peh, Sultan diye diye zincirlere vurmuşlar. Hayatımın on beşinden sonrası ile dalga geçmişler. Sultan? Ne Sultanı, neyin Sultanı? Hayatım köle olmuş, adım Sultan. Sus be Sultan sus. Bütün teoriler ile dalga geçmiş ismin ve hayatın arasındaki bu dengesizlik.

Neyse adam eve geldi akşam, ayık, güzel de sözler söylüyor. Bu gün bir başka güzelmişim. Dedim şansım kafayı yedi herhalde. Yani Mahir, benim kahrolası şansım bu sarhoş. İçine tüküreyim böyle şansın.

Dedim nasılsa az sonra gönderir beni bakkala. Alır iki şişe rakı, oturur zıkkımlanır nasılsa. Sonra da dayağımı yerim. Ama böyle olmadı. Bahar’ı çağır gelsin dedi. Ben işkillendim. Odasında, çalışıyor, ne yapacaksın Bahar’ı dedim. Çağır gelsin, onunla ilgilenen biri var. Ben hemen anladım mevzuyu. Satacak kızımı. Mahir dedim, eğer bir daha böyle bir cümle duyarsam senden zaten aklımdakini yapar, zehirlerim seni haberin olsun. Sustu ödlek. Gıkını çıkarmadı. O gün içmedi de, o gün dayak da yemedim. Dedim herhalde iyi bir anne olmamın ödülü bu. Ben bir gün dayak yemedim. Bir gün! O günü hatırlayınca anneliği de hissediyorum iyice bir. Ben o gün anne oldum. Annem gibi yapmadım, korudum çocuğumu.

Bu evinde çalıştığım Nezihe Hanım Ekonomi okumuş Harvard’da. Kadın başına Amerikalara gitmiş tövbe tövbe. Ben komşunun bahçesine gidemezdim. Sultan gir içeri, düzgün giy gösterme kendini. Eteğini uzat, saçını topla, sesli gülme, erkeklerle konuşma. Hep böyle içeri girersem korkusuzluğu nasıl öğrenecek, nasıl özgür olacağım?

Eteğimi uzatırsam şimdi, daha ne zaman ergen olacağım? Saçımı toplarsam kendimi nasıl güzelleştireceğim? Erkeklerle konuşmazsam aşkı nasıl hissedeceğim? Kendimi göstermezsem kendimi nasıl görebileceğim? Sesli gülmezsem kendimi hiç duymayacağım ama. Ruhumun neşesini kahkahama sığdırmamın kime ne zararı var?

Hem mutluluk bulaşıcıdır ama bazı ruhların duvarları var. Ben kendimi göstereceğim elbette ve sen güzel bakmayı bilecek; Tanrı’nın ve kadın olmanın bana sunduğu bu özgürlüğe, güzelliğe, zarafete saygı duyacaksın. Ben kadınım, sen adam ol! Neyse, içim çok dolu. Gören de temizlikçi Sultan sanır, ayol ben nasıl bir filozofmuşum, tövbe tövbe. Neler söylüyorum ben böyle?

Şimdi her gün geliyorum ben bu eve. Pencereler, duvarlar, mobilyalar, döşemeler; sil ha sil. Allah’ım! Her gün geldiğim bu evde şaşkınlıktan şaşkınlığa düşüyorum. Nezihe Hanım’ın kocası Neşet Bey Nezihe canım yemeğe başlamak ister misin diyor. Mahir aklıma geliyor. Bizim evde yemeğin saatine hep o karar veriyor.

Sonra Neşet Bey Nezihe akşam kaçta geleceksin diyor. Mahir aklıma geliyor. Bizim evde geliş saati hiç bilinmeyen hep Mahir. Neşet Bey Nezihe Hanım hastasın sanki, yarın holdinge gelme istersen diyor. Mahir aklıma geliyor. Ben hastalıktan ölsem de Mahir beni zorla işe gönderiyor ve Mahir bana hiç “hanım” demiyor.

Neşet Bey bazı günler elinde çiçekle geliyor. Mahir aklıma geliyor. Bahar’ın bir anneler gününde getirdiği çiçekleri Mahir yerle bir ediyor. Mahir hep böyle hayatımın içine ediyor. Sevgi görmeyişe alıştım, saygı görmeyiş bana kendimi unutturuyor. Bu işte bir Mahir var, bu işte bir Neşet yok! Aklım almadı, en sonunda sordum Nezihe Hanım’a.

Hanımım sen başbakan mısın, bakan mısın, nesin? Neşet Bey sana sevgisiz hiç dokunmuyor ve sana saygı duyuyor. Var mı böyle şeyler? Ah be Sultan dedi bana. Sus, hayatından haberim var, istersen çekip alayım seni buraya. Yok, hanımım yok dedim, kızım var!  Gözleri doldu, çekip gitti üst kata.

Şimdi bu Nezihe Hanım okumuş ekonomiyi, çalıştırmış kafayı, kurmuş holdingi. Kocasının patronu. Aman hanımım bir daha söyle, sahi sen kocanın patronu musun? Evet Sultan Hanım, Neşet Bey satış departmanında yönetici, holdingin başkanı benim. Aman benim içim bir rahatlıyor, bir rahatlıyor. Şimdi bu kadın bu adama emrediyor. Aman Allah’ım! Al intikamımızı hanımım. Ben Mahir’e bir kez bile o cümle kurmadan konuşmamışımdır. Neyse. Diyeceğim şu idi. Bir okumuş kadın dört beş cahil kadın ve iki üç erkek ediyor.

Diyeceksiniz ki bu Sultan ne söylüyor? Şimdi şöyle. Bu Nezihe Hanım’ın evinde bir aşçı kadın var, bir aşçı yardımcısı, iki hizmetçi, bir bakıcı, bir işte benim gibi temizlikçi. Etti mi sana altı kadın? Diğer taraftan bir şoför, bir bahçıvan bir de bekçi var. Etti mi sana üç adam? Bir okumuş, inatçı kadın esarete, kaybolmaya, tahakküme meydan okuyor.

Şurayı da iyice bir parlatayım. Çok konuştum ama camlar da tertemiz oldu. Nezihe Hanım benim tesellim kadınlar adına. Bazen döşemeleri silerken dalıp gidiyorum. Bir gökyüzü, beyaz bulut, yeşil ağaç, okul yolu, genç kız umudu, ergen sevinci gibi bir şeyler geliyor aklıma. Ruhumdaki güzel izler ziyaret ediyor zihnimi. Bir o on beşinci yaşımda kuzenlerimle beraber kutladığım doğum gününü unutamıyorum bir de evlendikten sonra dayak yemediğim o tek günü. Ben bir gün dayak yemedim. Bir gün!

Fikrinizi Belirtin

Reviews (0)

Bu makalenin henüz bir incelemesi yok. İlk incelemeyi siz yapın!

Çok Okunan Kategoriler

Güncel Haberler

İlgili Haberler