Atamızdan geleceğe kalan miras

Author: Ömer Kırlı

Published:

Last Modified:

​Yeni bir devletin şafağı söküyordu. Genç Türkiye Cumhuriyeti, bir yandan küllerinden doğarken, bir yandan da geleceğin modern ve demokratik toplumunu inşa etmenin hayalini kuruyordu.

Bu büyük projenin lideri olan Mustafa Kemal Atatürk, salt siyasi bir dönüşümden daha fazlasını hedefliyordu: O, her bireyin eşit olduğu, özgür ve aydınlık bir toplum yaratmak istiyordu. Atatürk, bir cumhuriyetin ancak tüm unsurlarıyla tam bir demokrasiye ulaştığında kök salacağına inanıyordu. Ve bu tam demokrasinin en temel şartı, toplumun yarısını oluşturan kadınların siyasi ve sosyal hayata tam anlamıyla katılmasıydı. O dönemde, birçok Batı ülkesinde dahi kadınlar oy hakkı için mücadele ederken, o bu hakkı bir lütuf olarak değil, medeniyetin ve eşitliğin gereği olarak görüyordu.​İşte bu vizyonla, ilk adımlar atıldı. 1926’da Medeni Kanun kabul edilerek kadınlara aile hayatında, miras ve boşanma gibi konularda erkeklerle eşit haklar tanındı. Ancak bu sadece başlangıçtı. Ardından gelen 1930 Belediye Seçimleri ve 1933 Muhtarlık Seçimleri ile kadınlar, yerel yönetimlerde söz sahibi olmaya başladı.

​Devrimci Bir Adım: 1934

​Tüm bu adımlar, büyük finalin habercisiydi: 5 Aralık 1934. O gün, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yapılan Anayasa değişikliğiyle kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkı verildi. Bu, tarihe geçen, eşsiz bir adımdı. Zira bu karar alındığında, Avrupa’nın pek çok köklü ülkesinde kadınlar hâlâ bu haktan mahrumdu. Örneğin, Fransa’da kadınlar ancak 1944’te, İtalya’da ise 1945’te oy kullanmaya başlayacaktı. Atatürk’ün bu devrimci adımı, sadece bir yasal düzenleme olmaktan öte, Türkiye’nin çağdaş medeniyet yolundaki kararlılığının sembolü hâline geldi. O, kadınların yalnızca evde değil, mecliste, fabrikada, tarlada ve her alanda var olmasının, bir ulusun ilerleyişi için hayati önem taşıdığını biliyordu. Böylece, cumhuriyetin demokrasi bayrağı, tüm fertleriyle birlikte daha da yükseğe çekilmiş oldu.

​Şu anki durum belli: Ülkenin gidişatını yine kadınlar belirleyecek. Kadınların, siyasette yerelde ve genelde, gençlerle birlikte en ön safta mücadele vermesi gerekmektedir. Çünkü mücadele, bütünlükle verilirse bir anlam ifade eder ve mutlak bir sonuç ortaya çıkar.