Ankara’da “kart basma” sanatı ve Kızılay’ın gizli labirentleri

Author: Ramazan Suçek

Published:

Last Modified:

Efendim, Ankara öyle bir simülasyondur ki; Kızılay metrosunun alt geçidinde yolunu kaybetmeyen bir insan, dünyanın her yerinde operasyon yönetebilir.

O alt geçitler, paralel evrenlerin kapısı gibidir; Ulus’a gideyim derken bir bakmışsın kendini Karanfil Sokak’ta bulmuşsun.

​1. Dosya: Memuriyetin “Öğle Arası” Kutsallığı

​Ankara’da saat 12:30 ile 13:30 arası hayat durur. O an atom bombası atılsa, Ankara’nın o meşhur “Öğle arasındayız” kalkanını geçemez. Elinde yemek kartıyla, boynunda kurum kimliğiyle seri adımlarla yürüyen memur ordusu; sanırsın bir sonraki hamlede dünya ekonomisini kurtaracak. Ama aslında tek bir dert vardır: “Bugün hangi lokantada sulu yemek daha iyi?” Bu, Ankara’nın en masum ve en köklü stratejik hamlesidir.

​2. Dosya: “Ego” Yolcusunun Varoluşsal Mücadelesi

​Bir Ankaralı için otobüste kart basarken “Bakiye Yetersiz” sesini duymak, toplumsal bir kıyamet provasıdır. O an arkadaki 50 kişinin “Cık cık” sesleri, Mozart’ın Requiem’inden daha hüzünlüdür. Ama hemen oradan bir el uzanır: “Benimkini bas abi/abla.” İşte bu, Ankara’nın o gri binalarının arasındaki gizli kodlamadır. Kimse birbirini tanımaz ama o kart basma anında herkes akraba olur.

​3. Dosya: Atakule’ye “Düşman” Gibi Bakan Ulus Esnafı

​Ankara’nın bir tarafı Çankaya’nın o “beyaz” sessizliği, diğer tarafı Ulus’un o “kara” gürültüsüdür. Ulus esnafına gidip “Bu fiyat çok değil mi?” demek, bir Bordo Berelinin pusuya düşmesinden daha tehlikelidir. Adam öyle bir savunma hattı kurar ki; domatesin fiyatından girer, dünya rezerv bankasından çıkar. En son elinde bir kilo pırasayla “Nereden geldim ben buraya?” diyerek uzaklaşırsın.

​SONUÇ: ANKARA, MANTIĞIN BİTTİĞİ YERDE BAŞLAYAN BİR GÜLÜŞTÜR

​Neticede; günümüzün o her şeyi “filtreleyen” dünyasında, Ankara’nın o dürüst griliği aslında bir lütuftur. Yalan söylemez bu şehir; ayazı ciğerini yakar, simidi dişini zorlar ama insanı yarı yolda bırakmaz.