TRY - Türk Lirası
EUR
17,4798
USD
16,7614
GBP
20,2897
CNY
2,5013
25.6 C
Ankara
24.6 C
İstanbul
32 C
İzmir
2 Temmuz 2022, Cumartesi
Diğer
    Ana SayfaYazarlar"An" Tanrı'nın kalbine armağanı...

    “An” Tanrı’nın kalbine armağanı…

    Züleyha Palo
    Züleyha Palohttps://haberton.com/
    Züleyha Palo 1983 Erzurum doğumlu, Kendinin farkına vardığından beri kitap okuyor Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Bölümü’nünden mezun oldu ve şuan öğretmenlik yapıyor.

    Haftanın Öne Çıkanları

    Zaman kalbimizde dalgalanırken acı çekmeye de anmaya da yalnız kalmaya da değer… Boğulmamak için anda kal, sadece anda… İşte o “an” sana ait olacak… “An” Tanrı’nın kalbine armağanı… Anlamın seni tamamlayacak… Merhaba Umut… Yine görüşelim…”

    “Zaman kalbimin içerisinden geçiyor dalgalanarak; denizimde boğuluyorum, hislerimde… Oysa bunun için yaşım küçük balıkçı abi. Az dinle beni, buna ihtiyacım var…”

    “Hissetmenin ve düşlemenin yaşı yok çocuğum. Kendini şanslı hissetmiyor, daha doğrusu kendini görmüyorsundur belki…”

    “Kendini görmek gerçekten kolay değil, senin şu an sahip olduğun birikime gelinceye kadar zaman kalbimin içinden geçecek dalgalanarak ve ben boğulacağım…”

    Bu çocuk farklı, çok farklı; çünkü sorgulamaya başlamış, düşlemeye… Hâlâ ismini söylemek istemiyor hâlâ… Yaşını söylese bari.

    “İsmini neden söylemiyorsun? Yaşını söyle o zaman.”

    Handsome young male model standing portrait with desert dunes colorful sunset background concept beauty travel tourism boy people outdoor - yazarlar - haberton

    “Yaşım on dokuz. Ama ismimi sorma lütfen…”

    “Neden ama?”

    “Kendimi hatırlamak istemiyorum…”

    “Seni anlamıyorum…”

    “Dinle o zaman, sadece dinle. İlle de ödeşmek istiyorsan söyleme sen de ismini.”

    “Hayır, öyle bir niyetim yok, ismim Ender ve beni balıkçı zannettin. Ben bir radyo programcısıyım. Balığa çıktım sadece, ruhuma iyi geliyor.”

    “Balıkları dünyasından ayırıp öldürmek mi?”

    “Hayır, hayatı akışına bırakmak.”

    “Felsefi bir söyleme sığınma, katilsin…”

    “Anlatacak mısın?”

    “Neyi?”

    “Ne bileyim, dinle demiştin, sadece dinle… Anlat lütfen içerisinde boğulduğun denizi…”

    “Soru yok ama…”

    Bu gizemli genç ne anlatacak acaba? Saçlarını uzatmış, küpe de takmış erkek adam, bir de dövmesi var. Yadırgamak mı? Asla, tam olması gerektiği gibi… Kendisi olmaya çalışıyor. Bu, umut işte… Nasıl merak ediyorum ismini. Hayır, soru yok diyor; sormayacağım… Elini cebine götürüyor ve bir sigara yakıyor titreyen elleri ile… Keşke içmese… Neyse, karışmıyorum… Denize doğru bir bakış atıyor ve başlıyor…

    “Yaşarken ölümü düşündüren, bakarken körleştiren, güçlü iken acımasız eden, umarken yoran nedir..? Anarken acıtan, ararken kaybolan, bulurken anlamsızlaştıran nedir…? Beklerken azalan, azalırken değerlenen, değerliyken ulaşılmaz olan nedir…? Güneşin doğuşu ve batışına sıkışmış ruhlarımızı, uykularımızı, düşlerimizi, düşüncelerimizi anlamlı kılan nedir…? Yaşıyor olmanın ve ölümün tesellisi nedir…? Duymadan ve görmeden tüm inananları Tanrı’ya bağlayan nedir…? Başlamaları bitmelere götüren zamanın, zamansız ölmelerin, anıları kalpte acı yapan büyünün adı nedir….?”

    İsmini vermek istemeyen bu genç nihayet son veriyor sorularına ve bakışlarını bana çeviriyor sormayan, cevap beklemeyen, sadece susan bakışlarını… Dürüst olmak gerekirse bu kadar bir “anlam” karşısında kalmak korkuttu beni. Soru demiyorum, anlam…  Hemen bir sigara istiyorum ondan, acemice yakıyor, ben de onun gibi denize bırakıp bakışlarımı cümlelerimi kurmaya başlıyorum. Dikkatli olmalıyım; çünkü vazgeçebileceği ya da başlayabileceği bir yerde… Kendini arıyor, anlamını, yaşamanın “neden” ve “nasıl” ını arıyor…

    Doga45445 - yazarlar - haberton
    "An" Tanrı'nın kalbine armağanı... 1

    “Geçecek, içerisinde olduğun bu sorular zaman içerisinde çözülecek; işte onun adı yaşamak olacak. Vakti gelmeden bulamayacaksın “anlamını”; üzülecek, bekleyecek, anlamayacak, şaşıracak, canın yanacak, küfredecek ve işte böyle böyle büyüyeceksin… Varmadan göremeyeceksin… Adım atmanın zahmetini çekecek, ruhunun kelepçeleri çözüldükçe özgürleşeceksin… Tüm sorularına yanıt veremem; çünkü adımlıyorum ben de henüz… Ama görmeden ve duymadan insanları Tanrı’ya bağlayan Tanrı’nın kalbimizi süslediği aşk ve sevgi… Bakarken körleştiren “an” dan uzaklaşmak…. Bulurken anlamsızlaştıran yetinmemek… Anarken acıtan “anı”, anı hep acıtır, gözlerden hep bir bulut geçer anarken; mutlu veya mutsuz anı hep acıtır… Yaşıyor olmanın ve ölümün tesellisi “sonsuzluk” be çocuğum sonsuzluk…. Tanrı bizi sonsuzlukla müjdelemiş, bunu biliyorsun değil mi…?”

    “Soru yok demiştim!”

    “Tamam, özür dilerim.”

    “Tam dokuz yaşımda annem ve babam boşandı. Yaşayan bir babam varken babasız kaldım. Annemin yanında büyüdüm… Büyümek nedir ki zaten, bunu bilmiyorum; zaman buyruğunu verdi diyelim. On beş yaşımda idim kardeşimi bir trafik kazasında kaybederken… Annem ölümcül bir hastalığa yakalandı ve iki yıl oldu annesiz de kalalı. Ben bunlardan şikayetçi değilim. Hayatın akışı bu… Senin balıkları öldürmek diye adlandırdığın şey bende böyle… Sitem etmedim asla ve kendimi hayatın akışına bıraktım… Sonra durup bir bakınca geriye yalnız kaldığımı gördüm…. Ne kadar çok hikaye var değil mi bu hayatta?…  Benim böyle… Ben bunlardan şikayetçi değilim, sadece anlam arıyorum, anlam…. Bir de anlaşılmak… Anlaşılmak ne kadar zor… Sen anladın mı beni…?

    “Şimdi sana seni anladım desem sana haksızlık etmiş olurum. İnsan anlaşılacak kadar değersiz değil… Hakikaten öyle… Anlamak tanımlara ve sınırlara hapsetmek demek… İnsan sonsuz olan tek şey….  Bu yüzden anlaşılmayı önceleme ve önemseme…”

    “Çok haklısın. Sadece ne yapmalıyım, bunu söyle…. Sonra tek soru sorma şansı vereceğim sana. Soru yok demiştim ama tek bir soru sorma hakkın olmalı.”

    Zaman kalbimizde dalgalanırken acı çekmeye de anmaya da yalnız kalmaya da değer… boğulmamak için anda kal, sadece anda… i̇şte o “an” sana ait olacak… “an” tanrı'nın kalbine armağanı… anlamın seni tamamlayacak… merhaba umut… yine görüşelim…”
    Zaman kalbimizde dalgalanırken acı çekmeye de anmaya da yalnız kalmaya da değer… Boğulmamak için anda kal, sadece anda… İşte o “an” sana ait olacak… “An” Tanrı’nın kalbine armağanı… Anlamın seni tamamlayacak… Merhaba Umut… Yine görüşelim…”

    “Sanata sığın; müziğe, resme, edebiyata yani… Sporu dene, hangi tür olursa olsun… Bir yürüyüş mesela… Şarkılara, şiire, romana sığın… Doğayı hisset; yağmuru dinle, güneşi yudumla, toprağı kokla, denizi izle… İnsanı sev; çocuk, genç, yaşlı, kadın, erkek… Tanrı’ya sığın; ayetlerini, bizimle konuştuğu kitabı oku mutlaka, Türkçe olarak yani, ne diyor Tanrı’mız dinle… Seni seviyorum cümlesini kur biricik Tanrı’mıza ve iste ondan… Ve en önemlisi kendini sev, çok sev; tanı ve bil kendini… Ve ben tabi ki tek soru sorma hakkımı ismini sorarak kullanmak isterim, artık ismini söyle…”

    “Umut…”

    “Sana ismini sorduğumda kendimi hatırlamak istemiyorum demiştin. Bu, çok yanlış…  Umut yarına götüren tek şey… Kendini hep hatırla, umudu hep hatırla… Her hafta sonu buradayım ben. Gelirsen umudu kovalarız beraberce. Yarına bir sebep yaratırız… İşte onun adı umut… Adımlarımızdan ve biriktirdiklerimizden bahsederiz… Anlamımızı aramaya devam ederiz… Zamana adımızı veririz sen “umut” olursun ben “ender”…. Zaman kalbimizde dalgalanırken acı çekmeye de anmaya da yalnız kalmaya da değer… Boğulmamak için anda kal, sadece anda… İşte o “an” sana ait olacak… “An” Tanrı’nın kalbine armağanı… Anlamın seni tamamlayacak… Merhaba Umut… Yine görüşelim…”

    Haber Bültenimize Abone Ol

    En son haberler, teklifler ve özel duyurulardan haberdar olmak için.

    Çok Okunan Kategoriler

    Güncel Haberler

    İlgili Haberler