8 Mart: Sadece bir gün değil, bir mücadele

Author: Pınar Bilecen

Published:

Last Modified:

Kadın Cinayetleri, Çocuk Gelinler ve İstismar: Araştırmalar Türkiye’deki Tablonun Ciddiyetini Ortaya Koyuyor.

Her yıl 8 Mart geldiğinde sosyal medya mesajlarla dolar, çiçekler verilir, güzel sözler söylenir. Kadınların ne kadar değerli olduğu anlatılır. Ancak 8 Mart, sadece kutlama günü değildir; aksine kadınların eşitlik, hak ve özgürlük mücadelesinin sembolüdür.

Tarih boyunca kadınlar eğitimden çalışma hayatına, siyasetten sosyal yaşama kadar birçok alanda görünmez engellerle karşılaştı. Oy kullanma hakkı için yürüdüler, eşit işe eşit ücret için mücadele ettiler, şiddete karşı seslerini yükselttiler. Bugün sahip olunan birçok hak, o cesur kadınların kararlı adımları sayesinde kazanıldı.

Fakat gerçek şu ki mücadele henüz bitmiş değil. Dünyanın birçok yerinde kadınlar hâlâ eşitsizlikle, ayrımcılıkla ve şiddetle karşı karşıya. Kadınların güvenle yaşayabildiği, özgürce çalışabildiği, fikirlerini korkmadan ifade edebildiği bir dünya hâlâ tam anlamıyla gerçekleşmiş değil.

Bu yüzden 8 Mart, bir hatırlatma günüdür. Kadınların emeğini görünür kılmanın, haklarını savunmanın ve eşit bir gelecek için birlikte sorumluluk almanın günüdür. Çünkü toplumun yarısını oluşturan kadınların güçlü olmadığı bir yerde, gerçek anlamda güçlü bir toplumdan söz etmek mümkün değildir.

Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri ve çocuk yaşta evlilikler Türkiye’de uzun yıllardır tartışılan önemli toplumsal sorunlar arasında yer alıyor. Araştırmalar ve resmi istatistikler, özellikle kadınların ve kız çocuklarının karşı karşıya kaldığı risklerin boyutunu gözler önüne seriyor.

Kadın hakları alanında faaliyet gösteren kurumların yayımladığı raporlara göre, Türkiye’de her yıl yüzlerce kadın erkek şiddeti sonucu hayatını kaybediyor. Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu’nun yayımladığı rapora göre, 1 Ocak–31 Aralık 2025 tarihleri arasında en az 391 kadın erkekler tarafından öldürüldü. Bu vakaların 297’si kadın cinayeti, 94’ü ise şüpheli ölüm olarak kayıtlara geçti.

Rapora göre kadınların büyük bölümü en yakınlarındaki erkekler tarafından öldürüldü. Öldürülen kadınların önemli bir kısmı eşleri, eski eşleri, birlikte oldukları ya da ayrılmak istedikleri erkekler tarafından hayatını kaybetti. Ayrıca cinayetlerin büyük bölümü kadınların kendi evlerinde gerçekleşti. Verilere göre 2025 yılında öldürülen kadınların 253’ü evlerinde, 69’u kamusal alanlarda, 25’i ise ormanlık alanlarda hayatını kaybetti.

Uzmanlar, kadın cinayetlerinin çoğunlukla aile içi şiddet ve ayrılık süreçlerinde yaşandığını vurguluyor. Kadınların özellikle boşanma veya ayrılma kararı aldıkları dönemlerde daha fazla risk altında oldukları belirtiliyor. 2025 yılı verilerine göre de birçok kadın, boşandığı veya ayrılmak istediği erkekler tarafından öldürüldü.

Kadın cinayetlerinin yanı sıra kız çocuklarının erken yaşta evlendirilmesi de önemli bir sosyal sorun olarak gündemde yer alıyor. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, 2024 yılında 16-17 yaş grubunda 9 bin 354 kız çocuğu evlendi. Aynı yaş grubunda evlenen erkek çocuk sayısı ise yalnızca 617 olarak kaydedildi.

Bu veriler, çocuk yaşta evliliklerin büyük çoğunluğunun kız çocuklarını etkilediğini ortaya koyuyor. 2024 yılı verilerine göre 16-17 yaş grubunda evlenen kız çocuklarının toplam evlilikler içindeki oranı %1,64 olarak hesaplandı. Erkek çocuklarda ise bu oran yalnızca %0,10 seviyesinde kaldı.

Uzmanlara göre çocuk yaşta evlilikler; eğitimden kopma, ekonomik bağımlılık ve şiddet riskini artıran önemli bir faktör olarak görülüyor. Araştırmalar, erken yaşta evlendirilen kız çocuklarının büyük bölümünün eğitim hayatını yarıda bırakmak zorunda kaldığını gösteriyor.

Kadınlara yönelik şiddet ve istismar yalnızca yetişkin kadınları değil, çocukları da etkiliyor. Uzmanlar, özellikle kız çocuklarının erken yaşta evlendirilmesinin hem fiziksel hem de psikolojik riskler taşıdığını vurguluyor. Bu tür evlilikler, çocukların eğitim hakkını kaybetmesine ve çoğu zaman sağlık sorunlarıyla karşılaşmasına yol açabiliyor.

Kadına yönelik şiddet konusunda yapılan araştırmalar, toplumsal farkındalığın artırılmasının önemine dikkat çekiyor. Kadınların eğitim, istihdam ve sosyal hayata daha güçlü katılımının şiddeti azaltmada önemli bir rol oynayabileceği belirtiliyor.

Uzmanlara göre kadın cinayetleri, çocuk yaşta evlilikler ve istismar gibi sorunların çözümü yalnızca hukuki düzenlemelerle değil; eğitim, sosyal destek mekanizmaları ve toplumsal bilinçlenme ile mümkün olabilir. Kadınların ve kız çocuklarının güvenli bir yaşam sürdürebilmesi için hem devlet kurumlarının hem de toplumun ortak sorumluluk alması gerektiği vurgulanıyor.

Araştırmalar, kadınların ve çocukların korunmasına yönelik politikaların güçlendirilmesinin toplumun geleceği açısından kritik öneme sahip olduğunu ortaya koyuyor. Bu nedenle kadın hakları savunucuları, şiddetin önlenmesi, erken yaşta evliliklerin engellenmesi ve istismar vakalarının daha etkin şekilde takip edilmesi gerektiğini ifade ediyor.Tarih bize şunu gösteriyor: Kadınların güçlendiği toplumlar daha demokratik, daha üretken ve daha huzurlu olur. Bu yüzden 8 Mart sadece bir kutlama değil, aynı zamanda bir sorumluluk çağrısıdır. Kız çocuklarının eğitimini desteklemek, kadınların siyasette ve karar alma mekanizmalarında daha fazla yer almasını sağlamak hepimizin ortak görevidir.
Unutmamak gerekir ki kadınların sesi güçlendikçe demokrasi güçlenir, eğitim yaygınlaştıkça toplum yükselir. Daha eşit, daha özgür ve daha adil bir gelecek için kadınların eğitimde ve siyasette daha güçlü olduğu bir dünya kurmak dileğiyle…

Kadınların sadece bir gün değil, her gün değer gördüğü; fırsatların eşit olduğu; saygının ve adaletin hakim olduğu bir dünya dileğiyle…
8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun.